Etiketler

, , , , , , , , , , ,

Mustafa Ajlan ABUDAK

Tüm büyük uygarlıklarımız nehir havzalarında kurulmuş. Bereketli ovalar, bol ürün ve karmaşık sosyal yapının evrilmesi hep bu sayede gerçekleşmiş. Fırat ve Dicle, Nil, İndus ve Ganj, Sarı nehir hep uygarlığımızın çiçek açmasını sağlayan yataklar olmuş binlerce yıldır. Bu sosyal yapı daha sonra tıpkı suyun bereketli toprakları taşıması gibi insanlığın bilişsel birikimini taşımasını sağlayan bilgi kümeleri olarak alfabe ve yazıyı bize sağladı. Şimdi ise bu yazı ile daha da karmaşıklaşan sosyal yapımız, bilginin ışık hızıyla taşınmasını sağlayan bir başka nehrin kaynağı oldu. Bu bilgi akışının giderek debisini artırdığı çağda ya dijital bir Nuh tufanı ile karşı karşıya geleceğiz ya da bu akışı lehimize çevirip bunun dinamiği ile kendimize yeni bir çağ açma fırsatı meydana getireceğiz.

Hepimizin bildiği gibi dünya yükseköğreniminin evrimi hiç olmadığı kadar hızlandı. Bilginin akış hızı bir yılda bir yüzyıla sığabilecek değişimlerin meydana gelmesi ile algılarımızı altüst ediyor. Bugüne değin çevremizin şekillendirdiği evrimimiz artık bizim tarafımızca şekillendirilen bir süreç oluyor. Bu süreçten en çok etkilenen sosyal yapılarımız ise en temel olanları olan eğitim ve öğretim kurumlarımız. Bugüne kadar sistematik kültür kodlarının aktarıldığı kültür havuzları olan eğitim sistemleri, artık bu dijital nehre bağlı kollar haline gelmiş durumdalar.

Giderek artan bir şekilde kablosuz sosyal teknolojiler, çevrim içi kişisel ve kurumsal uygulamalarla kucaklaşıyor. Dersler, kitaplar ve öğrenme tamamıyla elektronik ortama taşınıyor. Taşınmakla kalmıyor, herkesin etkileşimde bulunup katkıda bulunabildiği hayat boyu öğrenmeyi amaçlayan bir yapıya geçiyor. Karşılıklı bilgi değiş tokuşu bir kolektif bilinç meydana getiriyor.  Bu taşınma bir yer bir mekân değişikliği değil. Bu değişim bir zaman ve mekân kavramlarının anlamının da değiştiren bir değişim. Tüm değerler dizgesinin değişimini gerektiren bir yapı sökümü çabasının zamanın akışını da değiştirmesinden bahsediyoruz. Yeni kavramların eskilerinin rahminden doğuşuna tanık ve muhatabı olmak zorundayız. Etkileşim, bilişim,  güncelleme, bilgi akışı, uzaktan öğretim, sosyal ağlar, Web 2.o hayatlarımızın yeni ve zorunlu kavramları haline geldi. Yükseköğretim bu yeni meydan okumalara uyum sağlamakla yükümlü kurumlar arasında en başta yer almakta. Bu sebeple dünya genelinde tüm yükseköğretim kurumları daha büyük kitlelere hitap eden, bütüncül bir süreç olarak eğitimi ele alan çevrim içi uygulamalarla yer aldıkları toplumlarla bütünleşme çabasındalar. İnsanlık gerçek gücünün kolektif bilgi paylaşımında saklı olduğunu artık biliyor. Kurumlarda insanları daha fazla kandıramayacaklarının artık farkındalar. Bilgi elitlerin elindeki güç olmaktan çıkıp onları tehdit eden güç olmaya başladı…

Eğitim internet devriminden önce, halkları doğrusal bir torna tezgâhından geçiren, devletlerin endoktrinasyonuna hizmet ile görevli kapitalist üretim şekliydi. Sonuç odaklı (örnek yurttaş) bu model, ulus devletlerin meşrutiyetlerini sağlayan tüm manipülasyonların da oyun sahasıydı. İdeolojik deli gömleklerinin devletler tarafından insan idraklerine giydirilmeye çalışıldığı mekânlar olan okullar, askeri hiyerarşilerin sivilleşmiş kurşun askerlerini yetiştirmekle görevlendirilmiş memurların denetimindeki konsantrasyon kamplarıydı. Öğrenciler ise beyinleri yıkanarak gelecekteki ekonomik nesneler olması istenen ham maddelerdi.

İnternet devriminden sonra süreç tersine işledi. Nesne artık özne haline gelmeye başladı. Memurlar kraldan çok kralcı olan simbiyotik canlılardan, performansa yönelik değer kazanan etkin düzenleyiciler olmaya başladı yada başlamalı. İşini yapmayanın makamı işgal edemeyeceği günler geldi.  Okul kavramı dört duvarın çevrelediği bilinç hapishanesi şeklinden çıkıp, internetin erişebileceği her yerde var olabilen bir etkileşim alanı olmaya başladı. Sınırları olmayan ve sürekli pozitif değer üreten (inovasyon) yeniliklere uyum sağlayan değil yenilikleri ortaya çıkaran müesseseler olmaya başladılar. Okul kavramı yaşadığımız dünya haline geldi. Devletler gelişen iletişim ve bilgiye erişim olanakları karşısında, kendi efsanelerini üzerine inşa ettikleri bürokratik/hiyerarşik sistemleri kendi elleriyle tasfiye etme telaşı içine girdiler. Bir nesne ya da mal olan öğrenen artık bir oyun değiştirici özne olarak (Muhammed Bouazizi aziz hatırasına atfen) ait olduğu toplumu ve dünyanın değişmesini tetikleyebiliyordu. Öğretim artık bir sonuç değil hayat boyu süren bir süreçti. Bu devrime karşı kayıtsız kalmanın ve karşı çıkmanın faturasını ilk ödeyenlerde totaliter, baskıcı rejimlerin liderleri oldu.

Bilmek eski çağlardan beri güçlü olmanın ön koşuluydu. Fakat artık bilmek bir ön koşuldan daha çok bir temel hak haline gelmektedir. Bilgi artık devletler tarafından hizmete amade edilip manipüle edilmiş kırıntılar şeklinde sunulan bir silah değil, istenilen anda istenilen yerde, istenilen şekilde erişilebilen bir haktır. Bilginin doğası onun saklanması ile değil paylaşılmasıyla artan gücünü artık insanlığın hizmetine sunmuştur. Bu noktadan geri dönüş olmayacağı kesindir. Fakat unutulmamalıdır ki bu noktaya gelinceye kadar insanlığın yaşadığı kötü tecrübeler ve yıkımlar, dünyamızda geri döndürülemez bir başka nihai yıkım noktasına getirebilir. Şuan Demokles kılıcı insanlığın üzerinde, insanlığın bu bilgi devrimiyle gerçekleştireceklerinin sonucuna göre hüküm vermek için beklemektedir. Bilginin şekillendirdiği zihinlerin inşa edeceği sivil örgütlenmeler bu konudaki yegâne umudumuz değil mi?

Kurumlar insanlardan oluşan örgütlü yapılar. İnternet ise bu örgütlenmelerin en hızlı değişeni, değiştireni, genişleyen ve gelişeni. Elimizdeki en büyük sivil örgütlenme. Şuan ABD’deki SOPA ve benzeri sansür çabaları devletlerin hala süreci tam anlamlandıramadıkları ya da içlerindeki müesses nizamların direncinin hala sürdüğünü gösteriyor. Bu direnç belki de insanlığın en kıymetli şeyi olan zamanı çalıyor ve küresel ısınma gibi geri dönülmez bir noktaya yaklaşmamızı sağlıyor. Hala birileri, insanların bilgiye erişmesine karşı durarak, onu işleyip dilediklerince servis edebilecekleri bir ürün sanıyorlar. Oysa zaman her şeyi dilediğince servis eder. Zamana direnebilen tek şey değişimdir.

Özetlemek gerekirse, bir kitle hipnozu olan eğitim ve öğretim artık kitlelerin karşılıklı bilme/bilgilendirme/etkileşmelerinden kaynaklı bir üst kolektif bilincin oluştuğu dinamik bir süreçtir. Bu süreç hayat boyu dönüşümü/başkalaşmayı gerektiren bir güncelleme/tazelenme dönüşümüdür. Sürecin enerjiye, enerjinin bilgiye, bilginin öğrenime, öğrenimin hayata aktığı bir nehir, hiç aynı nehir olur ve o nehirde iki kere yıkanılabilir miydi ki?

Reklamlar