Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Mustafa Ajlan ABUDAK

Bilgi hayatın kendisidir. Hayat canlı DNA’sında gerçekleştirdiği ilk yayın ile bu evren içinde var olmuş. Madem hayat bilgi temelinde inşa edilmiş(DNA),  hayat ortamını kısaca tanımlamamız faydalı olacaktır. Fakat hayat kendisini yeterli ve basit bir tanımlamayla açıklama çabalarına direnç gösterir. 2001’de Bernard Korzeniewski benim de katıldığım minimum bir hayat tanımlaması ile ortaya çıktı.

Korzeniewski şunu iddia ediyordu;

Hayat olumlu ve olumsuz geri bildirimlerle meydana gelmiş bir ağdır. (Network)  1

 Eğitim küresel kültürümüze ait birçok şey gibi ilk olarak Sümer okullarında başladı. Amaç hala var olan yapıdan çok da farklı olmayan bir mesleki eğitimdi. Tıpkı hücrelerde görevlerini ifa eden makinalar gibi insanlarda var oldukları toplum içerisinde belirli görevleri yerine getirmek için hala üç aşağı beş yukarı aynı modele dayanan eğitim adı verilen öğrenme süreçlerinden geçiyorlardı. Öğrenme çoğaldıkça özelleşme (hücre ve proteinlerimizdeki karmaşıklaşma) artıyordu. Sümer bu sayede sarayın ve tapınakların kayıtlarını tutmak için yazıyı keşfetmek zorunda kaldı. Bilgi bir ortama kayıt edilmediğinde insan zihninin geçiciliğine terk edilmiş oluyordu. Bu sebeple bir ortama kayıt edilmeli ve ileriki nesillere aktarılarak onlara ilerleyebilecekleri bir miras (kültürel DNA) bırakılması zorunluluğu doğmuştu. Yazı bu sebeple keşfedildi.

Fakat toplumlar, üretilen bilgi şekli, miktarı değişti. Bilgi, hayatı başlatması gibi başka bir büyük dönüşümü daha internet ile gerçekleştirdi.  Zaman giderek hızlanmakta. 1960’lardaki bir bireyden günde 3 kat daha fazla veri işlemek zorunda olan beyinlerimizdeki zaman algısı alt üst oluyor. Kuşaklar arası boşluk artık 30-40 yıl değil 5-10 yıllarla ölçülür oldu. Bugün dünyadaki ortalama bir üniversite öğrencisinin okulda bir haftada öğrendiği toplam kavram sayısı, ortaçağda bir bilim insanının hayat boyu öğrendiğinden fazladır. Bu bilgi akışı giderek hızlanan bir şekilde gündelik hayatlarımızın bir parçası olmakta. Kullandığımız teknolojiler her bireye bilgi üretimi ve paylaşımı konusunda bundan 20 yıl önce bile hayal edilemeyecek imkânlar sunmakta. Bu imkânlar dünyadaki tüm toplumlarda metafiziksel mutasyonlara yol açıyor. Ekonomilerimiz metadan bilgiye doğru evriliyor. Yazılım donanımı inşa ediyor.(Craig J. Venter’in sentetik genomu). Bir fotoğraf yazılım firması olan Instagram fotoğrafın dünyada yaygın şekilde kullanılmasını sağlayan Kodak şirketinin 12 katı piyasa değerine sahip oluyor. Google , Facebook ve Apple şirketi hisseleri borsanın en değerli ve en çok kazandıran kağıtları! Oysa ürettikleri ve sattıkları çoğunlukla veri.

Bilgi artık gücün bizzat kendisi…

Doğrudan bilgiye erişim, üretim ve paylaşmadan kaynaklı değişim talebi o kadar büyük ve hızlı ki, devletler buna ayak uydurmakta zorlanıyor. Bilgi büyüdükçe değiştirme ve dönüştürme gücü de bir o kadar artıyor. Bilginin bu çeşit bir büyük patlamayla ortaya çıkışı en son günümüzden 545 milyon yıl önce  Kambriyen dönemindeki biyolojik patlamayla yaşanmıştı. Fakat bu seferki daha büyük ve daha hızlı. İnternete bağlı teknolojilerin ürettiği toplam veri o kadar hızlı bir şekilde niceliksel olarak artıyor ki bu kartopu etkisi altında, bu verinin niteliksel analizleri gerçekleştirmek şu anki teknolojimizin sınırlarını zorluyor. Fakat en çok bu kadar çok veri ile ilişkiye geçen beyinlerimiz ve kültürlerimizi dönüştürmesi karşısında ne yapacağımızı bilemiyoruz. Verdiğimiz ilk refleksler eğitim sistemlerimizi bu beklenmedik büyük patlama karşısında güçlendirmek adına neler yapabileceğimizi düşünmek oluyor. İşte bu makalenin konusu da tamda bu. İlk olarak bu büyük veri ne demek? İstatistiksel olarak neyi ifade ediyor kısaca bakalım;

Wired editörü Chris Anderson durumu şöyle özetliyor;

60 yıl önce, dijital bilgisayarlar bilgiyi okunabilir kıldı. 20 yıl önce, internet bu bilgiyi erişilebilir hale getirdi. 10 yıl önce, ilk arama motoru zincirleri bu bilgiyi tek bir veri tabanı yaptı. Şimdi Google ve benzer şirketler tarihte en çok ölçümün yapıldığı bir çağda, bu devasa gövdeye insan âleminin bir laboratuvarı şeklinde davranıyorlar. Onlar Petabayt Çağının çocukları.

Petabayt Çağı farklı çünkü daha fazlası farklı. Kilobaytlar disketlerde saklanırdı. Megabaytlar ise sabit disklerde. Terabaytlar disk dizilerinde saklandı. Petabaytlar ise bulutta saklanıyor. İlerleme boyunca hareket ettiğimizde, klasör analojisinden dosya dolapları analojisine oradan da kütüphaneye gittik. Petabaytlara geldiğimizde ise örgütsel analojilerimiz tükendi.

Petabayt boyutunda, bilgi üç ya da dört boyutlu bir sınıflandırılmış hiyerarşinin konusu değildir.  Boyutsal olarak bilinemez bir istatistik yapı sergiler. Bu tamamen farklı bir yaklaşımı gerekli kılar, bilginin bütünlüğünü tahayyül edebilen bir bilgi sınırının kaybını bizden talep eder. Bizleri veriyi matematiksel olarak öncelemek ve bağlamını daha sonra oluşturmaya zorlar. Örneğin, Google reklam dünyasını uygulamalı matematikten başka bir şey yapmayarak fethetti. Google bunu yaparken reklamcılığın gelenekleri ve kültürüyle alakalı bir şey biliyormuş gibi davranmadı. Sadece daha iyi verinin, daha iyi analiz araçlarıyla günün galibi olacağını varsaydı. Ve Google haklıydı.2

Artan veri hacmi: Dünya çapında yıllık veri hacmindeki büyüme %59 ve büyümenin artarak devam etmesi bekleniyor. Bu büyümenin merkezinde hem geleneksel hem de yeni veri kaynakları yatıyor. IDC dijital kayıtların bu sene sonunda 1.2M Zetabytes (1021bytes)’a ulaşacağını, önümüzdeki on sene içinde de 44 katına çıkacağını tahmin ediyor.

Artan Veri ve Analiz karmaşıklığı: Bir önceki paragrafta bahsettiğimiz büyümenin asıl kaynağı yapısal olmayan verilerden geliyor. Yapısal olmayan verilerin yaklaşık %80′nin değersiz olduğuna dair mit ise gerek arama motorlarının gerekse de e-ticaret yapan kurumların tıklama verisini takip ederek ulaştıkları başarı sonrasında çürütülmüş görünüyor. Asıl gereksinim ise yapısal ve yapısal olmayan verinin saklanması, beraberce analiz edilerek, veri madenciliği işlemlerine tabi tutulması.3

Bu açıklamalardan da anlıyoruz ki önümüzdeki yüzyıl bir bilgi kartopu etkisiyle tarihte daha önce hiç bu denli hızlı yaşamadığımız değişiklikleri (kimi olumsuz kimi olumlu) birlikte getirecek.

Thomas Frey bu konuda haklı endişelerini şu şekilde açıklamıştı;

Bütün düşünürler aşırı bilginin kurbanı. Kuşkusuz büyük fikirlerin piyasaya yöneldiğini söyleyenler olacaktır, ancak kâr amacı taşıyan icatlarla entelektüel açıdan meydan okuyan düşünceler arasında dünya kadar fark vardır. Apple’ın kurucusu ve CEO’su Steven P. Jobs gibi bazı girişimciler, sözcüğün “icatlarla” bağlantılı anlamıyla birtakım parlak fikirler buldu. Yine de, bu fikirler yaşam tarzımızı değiştirebilseler de düşünce tarzımızı değiştiremez.

Bunlar düşünsel değil maddi karakterli. Kıtlığı çekilen şey, düşünürler. Bilgi narsistlerine dönüştük. Kendimiz ve arkadaş çevremiz dışındaki her şeye ya da bu arkadaşlarla paylaşamayacağımız bilgi kırıntılarına karşı çok ilgisiz hale geldik. Öyle ki, Marx veya Nietzsche gibi düşünürler şimdi bir anda ortaya çıkıp fikirlerini ellerinden gelen en büyük çabayla ilan etseydi hiç kimse, özellikle de bizim kendimize hayranlığımıza hizmet eden genel medya, en ufak bir ilgi göstermezdi. Gelecek gittikçe daha fazla, hatta dağlar kadar bilgiye işaret ediyor. Ortada bilmediğimiz hiçbir şey kalmayacak. Ancak bu bilgiler hakkında düşünecek kimse olmayacak. Bir de bunu düşünün. 4

Sorulması gereken soru şudur. Şimdi ne yapmalıyız?

Bilgiye erişim bedava hale geldi. Geleneksel eğitim kurumları, yöntemleri veya metotlarıyla acaba bu büyük veri akışını nasıl olurda kendi lehimize kullanabilir? İlk olarak geleneksel kurumlarımızı rehabilite ederek bu meydan okumaya karşı ne denli başarılı olabiliriz? Eğitim kurumlarımızın mekânsal sınırlılıklarını ortadan kaldırmalı, mekanı bir yapılandırma ve endoktrinasyon alanı olarak değil, bilgiye erişim kapısı, merkezi (gate, hub) haline getirebilmeliyiz. Şimdi tarihsel süreçte bu zorunlu göçün tarihsel evrelerine bir göz atalım. Daha sonra gelecekte ne olacak sorununa yanıt bulmaya çalışacağız.

Çevrimiçi Eğitim

Uzaktan Eğitim olarak da bilinen çevrimiçi eğitim, geleneksel eğitimden oldukça farklıdır. Prairie View A&M Üniversitesinde yardımcı profesörlük yapan Dr. Stella Thompson göre çevrim içi eğitim;

Duvarları olmayan bir sınıftır.

Peki, yararları nelerdir?

Çevrimiçi eğitim öğrenci uygunluğunu merkeze alır. Ödevler ve görevler okul kapısı açık olduğunda değil öğrenci takviminin müsaade ettiği şekilde belirlenir.

Çevrimiçi eğitim öğrencileri;

  • işlerinden izin alıp eğitim ortamına gelmesi,
  • bir çocuk bakıcısı bulmaları,
  • 200 km uzaklıkta olan en yakın üniversiteye gitmek için saatlerce yol almalarını, park sorunlarıyla boğuşmalarını yada evlerinden okula gitmek için gerekli olan zamanı trafikte harcamaları gibi oldukça fazla zaman kaybına yol açan yüklerden kurtulmalarını sağlar.

Ayrıca öğrencilerin;

  • Kendi diledikleri hızda öğrenebilmekte,
  • Öğreticileri ile bire bir daha fazla etkileşimde bulunma şansı kazanmakta,
  •  Ve örgün öğretimde daha uzun zamanda elde edilebilecek diploma ve sertifikasyonları daha kısa sürede etkin bir biçimde alabilmelerini sağlamaktadır. 5

Otonom Öğrenme

Otonom Öğrenme,  öğrenenleri bireyler olarak kendi öğrenme iklimlerinden sorumlu olmalarını merkeze alan bir yaklaşımdır. Otonom öğrenme  öğrenenlerin kendi bilinçlerini, pratik zekalarını ve tartışma özgürlüklerini geliştirmede yardımcı olur. Bu özellikler öğrencinin bağımsız öğrenmesine yardım eden unsurlardır.

Otonom öğrenme evde çocuklarını eğiten ebeveynler arasında oldukça popülerdir. Çocuk genel olarak hangi proje yada konuyu takip edeceğine veya ilgileneceğine kendi karar verir. Bu ev okulu sisteminde İngilizce ve ya matematik gibi olağan konuların içerisinde ya da onları kapsamayacak şekilde de olabilir. Otonom öğrenme Karl Popper’ın epistemolojisine dayanan bireyin yetenek ve ihtiyaçlarını merkeze alan bir yaklaşımdır. 6

İzle. Uygula. Neredeyse her şeyi bedavaya öğren.

Bu Khan Akademisi sloganı. Kar amacı gütmeyen bir eğitim organizasyonu olan akademi 2006 yılında MIT mezunu Salman Khan adlı Amerikalı eğitmen tarafından kuruldu.

‘Herhangi birine herhangi bir yerde yüksek kaliteli eğitim sağlamak’ misyonu ile kurulan web sitesi, Youtube üzerine yüklenen matematik, tarih, fen bilgisi, fizik, ekonomi, kimya, biyoloji, astronomi, kozmoloji, organik kimya, Amerikan sivil tarihi, sanat tarihi, mikroekonomi ve bilgisayar bilimleri konularını kapsayan 3100 adet mikro derse sahip.

Khan Akademisi öğrencilere alıştırmalar için gerekli olan, öğrencileri beceri ve performanslarının analiz edilerek onlara uygun soruları üreten web tabanlı bir açık kaynak kodlu alıştırma sistemine sahip. Khan akademisinin testler oluşturan, değerlendirme yapan, belirli öğrencilerin karşılaştığı meydan okumaları belirleyebilen ve onların başarılı olması için cesaretlendiren, yönlendiren bu tip yazılımlarla ile geleneksel sınıfı geride bırakacağına inanıyor. Dersler oldukça yardımcı kabul ediliyor çünkü diğer etkenlerin yanı sıra dersler geleneksel sınıfın aksine istenildiğinde durdurulabiliyor ve istenildiği kadar tekrar edilebiliyor. 7

Bu düşük teknoloji gerektiren başarılı ders sisteminde Khan yüzü asla görünmüyor. İzleyiciler elektronik bir tahtada onun süsten uzak diyagramlar ya da görsel ve videolarla açıkladığı konuları görüyor. Khan akademisi, eğitimi bir işletme  olarak algılayan ve görenlere markalaşmış eğitmenler, yönetimsel altyapı, kampüs ve sınıf ortamında eğitimsel bir başkalaşım öneriyor.

 Dünyanın en iyi akademisyenlerinden dersler

Bu Richard Ludlow ve ortakları tarafından 24 Mart 2009’da açılan aralarında Berkeley, UCLA, Harvard, MIT, Princeton, Standford ve Yale gibi üniversitelerden hocalardan Bilim, Ekonomi, Mühendislik, İngilizce, Girişimcilik, Tarih, Hukuk, Matematik, Bilgisayar Bilimleri, Eczacılık, Felsefe, Fizik, Siyaset Bilimi, Psikoloji ve Din gibi konulardan derslerinin yer aldığı Academic Earth  web sitesinin sloganıdır. 8

Bir başka gelişme Stanford üniversitesinin başlattığı programdı. iki makale önce Wired dergisinden Steven Leckart ‘ın bir yazını çevirmiştim: Stanford Eğitim Deneyi Yüksek Öğrenimi sonsuza kadar Değiştirebilir. Bakın orada Steven Leckart nelerden bahsetmekte;

Geçen son bahar, silikon vadisinin ortasında kurulu olan üniversite daha önce hiç duyulmamış bir şey gerçekleştirdi. CS221‘inde dahil olduğu web bağlantısı olan herkesin kaydolabileceği -örgün öğretimde de var olan -3 sınıf açtı. Sınıflar otomatik olarak değerlendirilecekti. Vizeler ve yıl sonu sınavlarının son derece kesin tarihlerle belirlendiğini söylemeliyiz. Fakat dersi sonunda başarı ile bitiren her öğrenci Başarı Belgesi almaya hak kazanıyor.

Dünya genelinde insanlar bu fırsat karşısında deliye dönmüş durumda. Ders katılanların 3/2′ini oluşturan 160 bin kişi Birleşik Devletler dışında yaşıyor. Güney Kore’den Yeni Zelanda’ya Azerbaycan’a kadar 190 ülkeden öğrencisi olan bir ders. Yüzden fazla gönüllü ders notlarını Bengal dilinin de dahil olduğu 44 dile çevirmek için görev aldı. Youtube’ün yasaklandığı İran’da, bir öğrenci ders kanalını olduğu gibi klonlayarak profesöründne aldığı izinle 1000 kadar öğrenciye bu videoları yolladı.

Bilgisayar programcılığı ile uğraşan yapay zeka kafalar bir yana, sınıf arkadaşlarım ilk okul öğrencileri, orta okul fen bilimleri öğretmenleri ve yetmişlerindeki emekliler. Bir öğrenci CS221’i  Dijital çağın çevrimiçi Woodstock’u olarak tanımlıyor. Kişisel olarak, Standford’da ders görmenin hazzını yaşamak için kaydoldum. Yapay zeka ile ilgili bir şeylerde öğrenmek yanında güzel bir hediye. 9

 

Ev okulluluk

Ev okulluluk; evde resmî eğitim şekli olarak alternatif bir eğitim biçimi halinde uygulanır. Dini inanışlar ve akademik nedenler gibi durumlar yüzünden aileler tarafından çocuklarının okula gönderilmesi yerine bir seçenek olarak var olan bu yöntem, ilk olarak 1977 yılında John Caldwell Holt tarafından başlatılmıştır.Ev okulluluk, daha çok gelişmiş ülkelerde görülen bir eğitim sistemidir. 10

Sat sınav verilerine göre, ev okullu sistemi ile yetişmiş öğrenciler 1600 puan üzerinden ortalama olarak 1083 almaktadır. Bu ulusal ortalamanın 67 puan üzerindedir. 11

Mobil Öğrenme

Mobil Öğrenme terimi, değişik topluluklarda değişik anlamlara sahiptir. Her ne kadar e-öğrenme ve uzaktan öğrenme ile ilişkili olsa da, onun esas odak noktası mobil cihazlar bağlamında öğrenmektir. Mobil öğrenmenin bir tanımlaması da şöyledir: Öğrenenin önceden belirlenmiş herhangi bir yere bağlı olmadan, mobil teknolojilerin sağladığı avantajlar kullanılarak gerçekleşen öğrenme şekli. Bir başka deyişle mobil öğrenme taşınabilir cihazlar yoluyla öğrenme ortamının getirdiği limitleri azaltır. 12

Sınıf şimdi sadece bir oturum. Her yerde binlerce uygulama. Sonsuz potansiyel.

Bu rahmetli Steve Job’sun mucizesi Apple şirketinin Eğitimsel Uygulamalar sayfasındaki slogan. Alt metinde ise şunlar yazmakta:

iphone ve ipod dokun için Uygulama Dükkânında 20,000 den fazla her çeşit öğrenen için onlara bilimden işaret diline kadar her şeyi öğreten eğitimsel uygulama bulunmaktadır. Öğrenciler iBooksStudents ve iBooks uygulamalarını indirerek iBookstore dan kütüphanelerini gönüllerince doldurabilirler. Ya da Fransızca söz dizininden kelimeleri bulmak ve alıştırma yapmak hatta omuriliğin yerini belirlemek için bile uygulama indirebilirler. 13

Gelecek

Araştırma geliştirme safhasında olan mobile öğrenme teknolojileri şunlardır:

  • Yerel bilinç farkındalığıyla öğrenme,
  • 2D kodlar ve kameralı telefonlar ile anında öğrenme,
  • Yakın alan iletişimi (NFC) güvenli değiş tokuşlar,
  • Mobil cihazlardaki algılayıcılar ve hızölçerler ile davranışsal temelli öğrenme,
  • Mobil içerik yaratma (kullanıcının oluşturduğu içerik)
  • Mobil cihazlarda öğrenme için tasarlanan oyunlar ve simülasyonlar,
  • Bağlam farkındalığı ile her yerde ve zamanda olan öğrenme,
  • Mobil cihazlarda zenginleştirilmiş gerçeklik uygulamaları, (Google gözlük) 14

Kısaca, her bir bireyin doğasında var olan farklı ve dinamik öğrenme güçleriyle doğuştan getirdiği biricik potansiyeli kendisi için gerçekleştirmesine izin verecek bir ortamın sağlanmasıdır. Eğitimi bir fabrika hattı gibi doğrusal bir üretim süreci gibi algılamayan, onu hayatın ve evrimin en önemli ilkesi olarak içselleştirebilmesine olanak sağlayan bir reforma ihtiyaç duyuyoruz.

Bu yapı sökümünü gerçekleştirebilenler gelecekte yerlerini alabilecekler. Yoksa önümüzdeki yıllarda en çok sıkıntısını çekeceğimiz kıtlık insan kaynakları olacaktır. Bu olumsuz gidişatın getirecekleri en az iklim değişikliği kadar sosyoekonomik olarak yıkıcı olacaktır. Unutmayın  enformasyon kıtlığı sona erdi. Bilgiye erişim artık bedava… Duvarlar yok! 14

Notlar

1. Korzeniewski, B, 2001. Hayatın Tanımlanmasının Sibernetik Formülasyonu . J.Theor. Biol.209: 275-286 – http://designmatrix.wordpress.com/2010/10/20/what-is-life-2/#more-2691 Mike Gene

http://akillitasarim.wordpress.com/2010/11/21/hayat-nedir/#more-1483 Mustafa Ajlan Abudak

2. http://www.wired.com/science/discoveries/magazine/16-07/pb_theory By Chris Anderson

http://verimadeni.wordpress.com/2011/07/14/teorinin-sonu-veri-madenciligi-bilimsel-metodu-gecersiz-kildiginda/

3. http://blog.microsoft.com.tr/buyuk-veri-nedir.html by Gökben Utkun Ürün Yöneticisi – İş Platformu, Microsoft Türkiye

4. http://sabah.com.tr/NewYorkTimes/2011/08/22/zor-bulunan-iyi-fikir

5. http://www.online-education.net/articles/general/what-is-online-education.html

6. http://en.wikipedia.org/wiki/Homeschooling#Autonomous_learning – 27HSLDA | Homeschooling Grows Up

7.http://en.wikipedia.org/wiki/Khan_Academy

8. http://en.wikipedia.org/wiki/Academic_Earth

9. http://www.wired.com/wiredscience/2012/03/ff_aiclass/all/1

http://verimadeni.wordpress.com/2012/03/27/stanford-egitim-deneyi-yuksek-ogrenimi-sonsuza-kadar-degistirebilir/

10. http://tr.wikipedia.org/wiki/Evokulluluk

11.http://www.trinity.edu/mkearl/family01/homeschool/statistics.htm

12. http://en.wikipedia.org/wiki/MLearning

13. http://www.apple.com/education/apps/ipodtouch-iphone.html

14. http://en.wikipedia.org/wiki/MLearning

15. http://verimadeni.wordpress.com/2011/07/14/egitimin-evrimi/ Mustafa Ajlan Abudak

Reklamlar