Etiketler

, , , , , , ,

Mustafa Ajlan ABUDAK

Nec manus nuda nec intellectus sibi permissus multum valet; instrumentis et auxiliis res perficitur; quibus opus est non minus ad intellectium quam ad manum. Atque ut instrumenta manus motum aut cient aut regunt, ita et instrumenta mentis intellectui aut suggerunt aut cavent. Scientia potentia est.

 Francis Bacon

Ne çıplak bir el ne de tek başına kavrayışın kendisi çok bilgiye ulaşabilir, ancak araçlar ve yardımcılar sayesinde netice alınabilir. Zaten kavrayışın kendisi de elden daha az yardıma muhtaç değildir. Araçlar elin hareketini ya destekler ya da düzenler, bunun gibi zihnin hareketlerinde de kavrayışı teşvik eder ya da korur. ZİRA BİLGİNİN KENDİSİ GÜÇTÜR. 1

Canlılar dünyasının da bu devrimin benzeri Kambriyen çağda yaşanmıştı. Bilgi, kökeni aynı ama içeriği farklı ve karmaşık birçok yeni form üretmişti. (Novel form) Bilginin yeniden bavulunu açması için bu sefer epey uzun zaman geçmesi gerekmiş gibi görünüyor. İnternetle bilinen tüm ekonomik koşullar yeniden tanımlanmaya başlandı. Klasik altyapı daha önce hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde değiştirmeye ve dönüşmeye başladı. Artık bu hızlı değişim Adam Smith’in piyasa ekonomisi söyleminin açıklayamadığı bir ” yeni ekonomiyi ”ortaya çıkaracaktı. Buna bilgi ekonomisi adı verildi. Bilgi ekonomisinin ilk çocukları olan Microsoft ve Apple gibi şirketler ” temelde bilgi üreterek” klasik ekonominin elde ettiği üretim sürecinden çok daha hızlı bir şekilde değer üretip, kar elde edip, bunu daha hızlı ve etkin bir şekilde pazarlayabiliyorlardı. Artık üretilen tüm analog değerler sayısallaşarak yeryüzünde aynı anda ve her yerde olabilen bir ekonomik değer oluşturabiliyorlardı.

Daha sonra arama motorları Yahoo ve Google’lında (Hücre içindeki RNA ya benzer görev üstlendiler.) katılımıyla bilgi inanılmaz bir şekilde küre-i arzda üretilmeye, dolaşmaya, el değiştirmeye, dönüşmeye ve en önemlisi gelişmeye başladı. Bilgi sürekli farklı çevrelerde, farklı toplumlarda ve farklı süreçler içinde işleniyordu. Bu sürecin ilk yıllarında fark edilemeyense ”bilginin” gerçek bir ticari metaya dönüşmesi süreciydi. Bu o denli hızlı ve etkin bir süreçti ki, borsalar yeni ekonomiyi olağanüstü bir coşkuyla karşıladılar. ”.com ” uzantılı siteler artık şirketlerin yeni kurumsal kimliğiydi. Dünyaya açılan yeni limanlarıydı. Bilgi üreten ve satan şirketler birden dünyanın en büyükleri ve en değerli şirketleri, sahipleri de dünyanın en zengin iş adamları oluverdiler.

Enformasyon Bedava Olmak İstiyor

Tanımla başlayalım. Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca gibi Latin dillerinde ‘’bedava’’ tek bir sözcük yerine iki sözcük olduğu için o kadar çapraşık değil. Birinci sözcük Latince liber’den türemiş ve özgürlük anlamına geliyor; diğeri Latince gratis’den türemiş. Bu sözcül, ‘’teşekkürler’’yani ‘’karşılıksız’’ veya sıfır fiyat demek olan gratiis’sin kısaltılmışı. İspanyolcada örneğin libre iyi bir şey (ifade özgürlüğü vb.) ;  gratis ise genelde bir pazarlama taktiği olarak kuşku uyandırıyor.

Hem özgür = free ( tekrar kullanmayı teşvik eder)  hem de bedava= free (bedelsiz yani gratis) olan açık kaynak kodlu yazılım dünyası, ( ülkemizde Pardus olmak üzere bu tür  işletim sistemine emeği geçenlere selam olsun) buna güzel bir örnektir.

Şaşırtıcı ama bu free sözcüğü ‘’friend’’ (arkadaş) ile aynı eski İngilizce kökene sahip. Etimolog Douglas Harper’a göre:

Her ikisinin de kaynağı eski İngilizceden freon, freogan ‘’to free, love’’ (özgürleşmek,sevgi). İfade edilmek istenen ‘’beloved, friend’’ (sevilen, arkadaş) olmalı; aynı zamanda (Cermen ve Keltik gibi) bazı dillerde, kişinin kendi kavmi için (kölelere karşı) kullandığı ‘’beloved’’ veya ‘’friend’’ terimleri, ‘’free’’ (Bedava) ile özdeşleşti. 2

Bilgi bizi kavim sınırlarımızın olmadığı küresel bir arkadaşlık, dostluk oluşturmak için ilk adımı internet ile attı. Çünkü internet bin yıllardır başaramadığımız bir şeyi gerçekleştirdi. Bu dünyanın ekolojik olduğu kadar sosyal olarak ta bir organizma içeriğinin olduğunu, bir yerde oluşan rahatsızlığın organizmanın bütününü ilgilendirdiğini, hepimizin aynı gemide olduğunu ve adil bir paylaşımın ancak sürece ne denli çok ülke dâhil olursa o denli gerçekleşebileceğini gösterdi. Küçük bir parça olmadan gözümüzün göremeyeceği ya da bir kelebeğin kanat çırpışlarının fırtınaya yol açabileceği gibi gerçekler artık sosyal hayatlarımızın da gerçekliği oldular. Mademki değişim kaçınılmazdır. O halde, değişimi evirilebilmek için rasyonel bir biçimde kullanmalıyız.

Hackers: Heroes of the computer Revolution (Hackerlar: Bilgisayar Devrimimin Kahramanları) adlı kitabı yayınlayan Steven Levy, bu kitapta ‘’Hacker etiği’’ nin yedi ilkesini listeledi.

1. Bilgisayara- ve size dünyanın nasıl işlediği hakkında bir şeyler öğreten herhangi bir şeye (alete) – sınırsız ve bütünsel erişim olmalı. (ek; kambriyen devrinde hayat bunu kullandı.)

2. Teknoloji ile insanlar arasındaki engeller kalkmalı!

3. Tüm enformasyon özgür (free) olmalı.

4. Otoriteye güvenme- ademi merkeziyetçiliği destekle.

5. Hackerlar yaptıkları hacking ile değerlendirilmelidir, eğitim dereceleri, yaş ırk ve ya konumlarıyla değil.

6. Bilgisayarda sanat ve güzellik yaratılabilir.

7. Bilgisayarlar yaşamı iyileştirebilir. 3

Bunlar bir bakıma Hackerlar’dan daha çok insanlığın ortak değerleri haline gelmeye başladı. İnternet Bacon’nun bahsettiği bilginin gücünü ‘’görünür ve erişilebilir’’ kıldı. Bilginin sağladığı potansiyel olanaklar ne kadar büyükse değişim talebi de o denli büyüktü. Sanayi devriminden bu yana insan doğaya doğrudan müdahale ederek geri dönülmez bir süreç başlatmıştı. Artık doğa onu değil o doğaya şekil vermeye ve çevresel koşulları doğrudan ya da dolaylı kendi belirlemeye başlamıştı. Şimdi ise bilgi insanın nasıl değişeceğine karar veriyordu. İnternet sayesinde küresel kolektif bir bilinç gelişiyordu. İktisadi hayatta, en küçük parça ile en büyük arasındaki besin zinciri, bu kolektif bilinçle temsil edilmekteydi. Daha önce klasik ekonomide, kapitalist makinenin çarkları, parçaları ve herkesin rolleri belliydi. Şimdi ise herkes bilgi üretiminde söz sahibi olabilir ve yeni ekonominin içeriğine katkıda bulunabilirdi. Küresel anlamda herkes kendi çapında bir rol üstleniyor hatta talep ediyordu. Bunun için gerekli olan tek şey,  internetin hızına koşut bir eğitim sistemini hayata geçirmek ve bilgi üretmekti. Sermaye artık sadece akıldı. Kapitalizmde kendini buna zorunlu olarak adapte edecek. Darwin ekonomisi olan vahşi kapitalizmin orman kanunları eko sistemi yok etmeden değişmek zorunda.

Yoksa yaptığımız aletler en sonunda Matrix’in ilk filminde ajan Smith açıkladığı bir senaryoya doğru ilerleyebilir. Bizler dünyamızın ve kendi medeniyetimizin kanserleri olabiliriz. Ajan Smith bize şöyle sesleniyor filmde;

Sizinle, bir süredir kafamı meşgul eden bir düşüncemi paylaşmak istiyorum. Bu düşünce aklıma sizin türünüzü sınıflandırmaya çalışırken geldi ve anladım ki sizler aslında memeliler sınıfına dahil değilsiniz. Bu gezegendeki tüm memeliler, yaşadıkları çevre ile içgüdüsel olarak bir denge kuruyorlar. Ama siz insanlar öyle değilsiniz. Bir bölgeye yerleşiyorsunuz ve çoğalıyorsunuz, tüm doğal kaynakları tüketene kadar çoğalıyorsunuz. Canlı kalabilmenizin tek yolu başka bir bölgeye yayılmak. Bu gezegende bu şekilde yaşamını sürdüren bir organizma daha var. Ne olduğunu biliyor musunuz? Kanser. İnsanlar hastalıktır. Bu gezegenin kanserleri. Sizler vebasınız. Ve bizler de bunların ilacıyız.

 

Çİvİsİ çıkmış bİr dünyada ne gibi bİr çözüm?

Amin Maalouf’un bu konuda bazı önerileri var. Çivisi Çıkmış Dünya adlı denemesinde bizlere şöyle sesleniyor bilge;

İnsan edilgen kalarak propagandacıların kendisini yönetmesine izin verirse, siyasetçilerin isteğine göre galeyana gelir ya da sakinleşirse, savaş maceralarına sürüklenmeye uysalca boyun eğerse, bütün halklara sahip bir yurttaş, sorumlu bir seçmen olamaz. Özellikle yönelimleri geniş ölçüde dünyanın yazgısını belirleyen bir ülkede (ABD) bilinçli bir şekilde karar verebilmek için, bir yurttaşın kendisini çevreleyen dünyayı derinlemesine ve yakından tanımaya ihtiyacı var. Bilgisizlikle yetinmek, demokrasiyi yadsımaktır, onu bir hayalete dönüştürmektir.

Bütün bu nedenlerden ve başka birkaç nedenden daha ötürü değer ölçülerimizin bugün sadece kültürün ve eğitimin önceliğini temel alabileceğine inanıyorum. 21. Yüzyıl kültürle kurtulacak yada yok olup gidecek.

Bu inancım, kabul gören hiçbir öğretiye dayanmıyor-yalnızca- içinde yaşadığım dönemi nasıl değerlendirdiğimle ilgili ama inceleme fırsatı bulduğum büyük dinsel geleneklerde buna benzer çağrılar olduğunun farkındayım! Alimin mürekkebi şehidin kanı ile tartılır, alimin mürekkebi ağır gelir’’, de Müslümanların peygamberi. Bu konuyla ilgili başka sözleri de aktarılır; Alimler peygamberlerin varisidir; İlim Çin’de de olsa, gidip alın; Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz! Talmud’da da şu güçlü ve heyecan verici düşünceye rastlanır: ‘ Dünya öğrenen çocukların soluğuyla ayakta kalacak.’

Dünyayı ayakta tutma mücadelesi daha çetin bir hal aldı, ama ‘tufan’ kaçınılmaz değil. Gelecek önceden yazılmadı, onu yazmak, düzenlemek, kurmak bize düşüyor; bunu yüreklilikle yapmalıyız, çünkü çok eski alışkanlıklardan kopmayı göze almak gerekiyor; gönül yüceliğiyle yapmalıyız, çünkü bir araya getirmek, güçlendirmek, dinlemek, içine almak, paylaşmak gerekiyor; her şeyden önce bilgelikle yapmalıyız bunu. Kökenleri ne olursa olsun, kadını erkeği, bütün çağdaşlarımıza düşen görev bu ve bu görevi üstlenmekten başka seçeneğimiz de yok.

Bir ülke çökerken, her zaman oradan başka bir ülkeye göç etmeyi deneyebilir insan; buna karşılık, bütün dünya tehdit altındaysa, gidecek başka bir yer kalmaz. Hem kendimiz hem de gelecek kuşaklar adına, gerilemeye boyun eğmek istenmiyorsa, olayların akışını değiştiremeye çalışmalıyız. Eski meşrutiyetlerden kurtulmamız gerekiyorsa, onlardan ‘’daha üst düzeye’’ çıkmalıyız, yoksa kurtulacağız diye onlardan ‘’daha aşağı düzeye’’ inmemeliyiz; çeşitliliğimizi, çevremizi, kaynaklarımızı, bilgilerimizi, araçlarımızı, güçlerimizi, dengelerimizi başka bir deyişle ortak yaşamımızı ve hayatta kalma yetimizi şimdiye dek yaptığımızdan daha iyi yönetebilmemizi sağlayacak bir değer ölçeği oluşturmalıyız; yoksa her türlü değer ölçeğini dışlamaya yönelmemeliyiz. 4

Bunu gerçekleştirmemiz bilgi çağında, eğitim sistemlerimizin bilgi ekonomisi ile bütünleşik bir şekilde var olabilmesi ile mümkün olabilir. Bunu yaşadığımız evimiz dünyaya ekolojik olarak çok daha saygılı, gezegeni paylaştığımız tüm evrimsel kardeşlerimiz olan hayvandan doğal bitki örtüsüne tüm eko sistemle sürdürülebilir bir ortaklıkla başarabiliriz.

Değişimi, iç yapımıza etkin bir dinamik olarak dahil edip dönüştürebilmeliyiz. Böylece değişim salt yıkıcı bir güç olmaktan yapıcı bir güce dönüşmeye başlayacaktır. Bununda ortak aklın yönlendirilmesiyle sağlanacağı açık bir şekilde görülmektedir. Kapitalizmin bir ”cannibalism”’ olarak kendi klasik yapısının felç etmesine ve bu yapının zorunlu bir şekilde dönüştürmeye başlamasına tanık oluyoruz. Aynı zamanda da, yeni ekonomide üretilen bilgininin gerekli şekilde yönlendirilmeden ve paylaşılmadan asla değerli sonuçlar üretemeyeceği bir çağa girdik. Bu sebeple eğitimde aykırı düşünceleri seslendirilmesine olanak veren, çoğulcu gerçek bir demokratik dönüşüm gereklidir. Yaratıcılık ya da moda tabiriyle inovasyonu arttırmanın tek yolu da budur. İnovasyon sadece sürekli buluş yapan, yeni bir şeyler ortaya koyabilen yaratıcı düşünce gücü değildir. Bir problemin çözümünde, bir gerçeğin algılanmasında birden çok yolun olası olabileceğini algılayabilen ve bu farklı yollar ve bakış açılarını üretebilen zihin gücüdür.

Üretkenliğin sürdürülebilir olarak sağlanabilmesi, öğrenme ve eğitim ortamın bunu sağlayacak şekilde dönüştürülmesi ile mümkün olabilir. Çünkü evrim insanı halihazırda öğrenme yeteneği ile donatmıştır. Kısaca, her bir bireyin doğasında var olan farklı ve dinamik öğrenme güçleriyle doğuştan getirdiği biricik potansiyeli kendisi için gerçekleştirmesine izin verecek bir ortamın sağlanması gereklidir. Eğitimi bir fabrika hattı gibi doğrusal bir üretim süreci gibi algılamayan, onu hayatın ve evrimin en önemli ilkesi olarak içselleştirebilen  bir reforma ihtiyaç duyuyoruz.

Bu yapı sökümünü gerçekleştirebilenler gelecekte yerlerini alabilecekler. Yoksa önümüzdeki yıllarda en çok sıkıntısını çekeceğimiz kıtlık insan kaynakları olacaktır. Bu olumsuz gidişatın getirecekleri en az iklim değişikliği kadar sosyo ekonomik olarak yıkıcı olacaktır.İnsan kaynaklarındaki kıtlığı dünyamızı kurtarma umudumuzun da sonu olur. Bu sebeple enformasyon ve bilgi tüm insanlığın erişimine açık hale getirilmelidir.Unutmayın artık enformasyon kıtlığı sona erdi. Bilgiye erişim bedava…

Kaynaklar

1. Francis Bacon- Seçme Aforizmalar- Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi- Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları I. Baskı 2008 sayfa 27. Latince aslından çeviren; C. Cengiz ÇEVİK –  Scientia potentia est Bacon eserlerinde rastlanmamıştır. Fakat genel olarak bu sözün ona ait olduğu düşünülmektedir. Buna en yakın bir başka sözü  sapiens dominabitur astris ‘tir. ‘’ Bilge kişi yıldızlara hükmeder’’ şeklinde çevrilebilir.

2. Chris Anderson –Bedava- Optimist Yayınları Nisan 2011 Çeviren; Günseli AKSOY sayfa 23-24

3. Chris Anderson –Bedava- Optimist Yayınları Nisan 2011 Çeviren; Günseli AKSOY sayfa 97

4. Amin Maaoluf – Çivisi Çıkmış Dünya, Uygarlıklarımız Tükendiğinde – Yapı Kredi Yayınları 6. Baskı 2009 sayfa 74-75 Çeviren; Orçun Türkay

 

Reklamlar