Etiketler

Children Playing

Mustafa Ajlan ABUDAK

Dünya bir oyun alanı mıdır? Şüphesiz.. Bir diğer gerçekte oyun arkadaşlarımız olmadan oyunun gerçek anlamı olan öğrenmeyi gerçekleştirmemiz çok zordur. Bizi oyun oynamaya iten motifler can sıkıntısından mı kaynaklanır, yoksa sosyalleşme ve öğrenmenin keşfe dayalı tek yolu oyun olduğu için mi buna zorunluyuz? Genlerimizdeki evrimsel miras ve çevremizin sağladığı olanaklar sadece biyolojik bir evrimi mi tetikler? Elbette hayır. Evrim hayatın her alanında ister biyolojik ister bilişsel olsun, benzer süreçlerden faydalanarak ilerler. Şimdi bu iddiamı biraz acayım. İlk olarak sosyal kültürel kuram ile başlamak gerekli..

“Sosyal Kültürel Kuram’ ise sosyal etkileşim ve ferdin bilişsel gelişimi arasındaki neden-sonuçsal ilişkinin önemini vurgular. Bu yaklaşım Vygotsky’nin yakınsak gelişim alanı (zone of proximal development) yaklaşımından geliştirilmiştir (Kumar, 1996). Bir öğrenci yetişkin ve/veya kendisinden daha yetenekli arkadaşlarından işbirliğine dayalı ortamda öğrendiği teknikleri başka durumlarda kullanmayı öğrenebilir. Kısacası öğrenci yetişkinler veya akranlarından sosyal etkileşim yoluyla öğrendiklerini içselileştirirler (Dillenbourg vd, 1994). ”

Araştırmacılar işbirliğine dayalı eğitimin, eğer etkiliyorsa, öğrenmeyi nasıl etkilediğini anlamaya çalışmışlardır. İşbirliği iki uçlu bir sürecin bir parçası olarak kabul edilebilir. Bir uçta öğrenme yarışmacı bir ortamda gerçekleşir. Bu uçta öğrenciler kendi başarılarının sınıf arkadaşlarının başarısına bağlı olarak göreceli olduğunun farkındadır. Bu durum yarışmacı (competitive) olarak adlandırılabilir (Kumar, 1996). Bunun zıttı olarak öbür uçta öğrenciler akranlarının katkı ve önerilerinin önemini kavrarlar. Bu durumda öğrenme işbirliğine dayalı (collaborative) bir hal alır (Kumar, 1996). İşbirliğine dayalı eğitimde öğrenciler ortak karar verilmiş projede, etkileşim ve tartışma sonucu elde edilecek ürün üzerinde çalışırlar (Underwood, 1998). Yetenekler çerçevesinde görevler öğrenciler arasında ferdî olarak yapılır. Yalnız sonuçta elde edilen ürün paylaşılan üzerinde anlaşılmış bilgi ve çalışma ürünüdür (Jeong ve Chi, 1998). Sürekli iletişim sayesinde ferdi gayretler bir araya getirilmiş ve üzerinde karar birliğine varılmış, açık bir hedefe ulaşma başarısı elde edilmiş olur (Jeong ve Chi, 1998). İşbirlikçi öğrenim’ bir öğretim metoduna atıftır. Bu metotta öğrenciler ortak bir amaç için küçük gruplar halinde birlikte çalışırlar. Öğrenciler kendilerinin olduğu kadar birbirlerinin başarısından da sorumludurlar. Böylece bir öğrencinin başarılı olması diğerlerinin de olmasına katkı sağlar (Johnson ve Johnson, 1998)”. 1

İnsanı insan yapan sosyal bir canlı olmasıdır. Dil ve büyük beyinlerimiz bunun en olağanüstü meyveleridir. Fakat bazılarımız diğerlerinden her zaman bir parça önde olmanın anahtarı olarak sosyal etkileşimi bir avantaja dönüştürmüştür. Biz bu insanlara kaşifler diyoruz..

“Öğrenme ve ödül konusunda önemli kimyasal bir beyin iletkeni olan dopamini kontrol eden DRD4 geninin bir varyasyonu olan DRD4-7R insanların yaklaşık %20’sinde bulunur. Bu genin merak ve yerinde duramamaya neden olduğu düşünülmekte. 7R’nin üzerinde yapılan onca araştırma, bu gene sahip insanların çok daha fazla risk almaya; yeni yerler, fikirler, yiycekler, uyuşturucu ve seks olasılıklarını keşfetmeye ve genel olarak harekete, değişikliğe ve maceraya daha yatkın olduğunu ortaya koyuyor.

Fakat farklı gen gruplarının farklı kişilik özelliklerini yarattığı ihtimali olsada bizi keşif için donatan şey ne tek ne de bir grup gen seti olabilir. Kısacası sadece keşfetme dürtüsünü değil yöntemini de dikkate almak gerekiyor.

Kaliforniya Üniversitesi ( Berkeley ) çocuk gelişmi psikologlarından Alison Gopnik insanların, hayal gücü kapasitelerini beslemede fazla göze batmayan bir avantaja daha sahip olduğumuzu söylüyor: Ebeveyinlerimize bağlı olarak yaşarken keşif dürtümüzün isteklerini uygulamaya koyduğumuz uzun çocukluk dönemi. Gorillere ve şempanzelere oranla bir buçuk yıl önce sütten kesiliyoruz ve sonra da ergenliğe doğru çok daha yavaş ilerliyoruz. Bu dönem goriller ve şempanzelerde 3 yada 5 yıl kadar sürerken, insanda 10 yıl kadar sürüyor. Neandertal dişlerinden elde edilen kanıtlar, onlarında bizlerden hızlı büyüdüğünü gösteriyor. Yani, koruma altında geçirdiğimiz ve keşiflerin olumlu sonuçlarını öğrendiğimiz benzersiz bir ” oyun ” dönemimiz var.

Gopnik, ” Birçok hayvan oyun oynuyor,” diyor. Ama hayvanlar çoğunlukla kavga ve av gibi temel becerileri denemek için oyun oynarken, çocuklar hipotezleri test eden yapay kuralları olan kuramsal senaryolar yaratarak oynuyorlar. Bu bloklardan boyum kadar kule yapabilir miyim? Bisiklet rampasını biraz daha yükseltirsek ne olur ? Ben öğretmen, ağabeyim öğrenci olursa öğretmencilik oyunu nasıl değişir ? Bu tür oyunlar çocukları, çeşitli olasılıklarla dolu çevrenin kaşifleri durumuna getiriyor.

“Yaşlandıkça bundan vazgeçiyoruz,” diye devam ediyor Gopnik.”Yeni alternatifleri keşfetme konusunda daha az istekli hale geliyoruz ve bildiklerimize bağlı kalıyoruz. Her zaman gittiğimiz güvenilir restoran ile çok güzel veya berbat olabilecek bir yere arasındaki farka benziyor.” 2

Bir atacın kaç farklı kullanımı olabilir?

Birçok kişi buna 10-15 cevabı verir. Bu tip sorularda iyi performans sergileyebilenler ise 200 farklı kullanım örneği verebilir. Bu soru “Break Point& Beyond” adlı kitapta, insanlarda ayrıksı düşünme kapasitesini konu alan, uzun süreli bir deneyin sorusudur. Bu teste belirli bir sayı üzerinde kullanım örneği verebilenler; ayrıksı düşünme yeteneği konusunda deha olarak kabul edilmiş. Bu araştırmaya katılmış 1500 kişi arasında sizce kaç kişi deha seviyesine erişebilmiştir? Bu kişiler hangi yaş grubundandır? Bu soruların cevapları oldukça ilginç. Ayrıksı düşünme yeteneğinde “deha” kabul edilebilecek başarıyı elde eden yaş grubu “ana okuluna giden çocuklardır.” Bu grubun grup içi başarı oranı %98’dir. Bu araştırma bu başarıyı sağlamış çoçuklara her 5 yılda bir tekrarlanmıştır. Sizce sonuç ne olmuş olabilir? 3

Her birimiz bu potansiyellerle doğuyoruz. Sonrada maalesef “eğitiliyoruz”. Fakat zamanın ruhu sanayi devriminin tüm kurumlarını ya tedavülden kaldırıyor ya da dönüşrürüyor. İnternetin coğrafi sınırları ortadan kaldırmasıyla “yakınsak gelişim alanımız”  tüm kardeşlerimizin tecrübe ve bilgilerini paylaştığı çevrimiçi alan haline geldi. “Oyun alanımız artık internet.” Bu alan yaş gruplarına ayrılmaksızın tüm insanlığın etkileşimine ve paylaşımına açık, yeni bilişsel evrim mekanımız”. Aşağıdaki değerli açıklamalardaki “çocuk kelimeleri” yerine “insanları” koyalım. Böylece hepimizin fıtrat olarak sahip olduğumuz eşsiz bilişsel güçlere yeniden sahip olmak için oyuna ihtiyacımız olduğunu anlarız.

“Oyun çocukların evrensel dilidir. Oyun doğal yaşamı ve formel bilgi kaynaklarını bir araya getirir. Çocuklar oyun aracılığıyla kendilerini ve dünyayı keşfederler. Küçük çocukları tanımlayan en karakteristik özelliklerden birisi “meraklı” oluşlarıdır. Çocuklar meraklarını gidermek için çevreleriyle etkileşim içinde bulunurlar. Dokunurlar, tadına bakarlar, sesini çıkarmaya çalışırlar, atarlar, tutarlar, çevirirler, açarlar, kaparlar vb. çeşitli fiziksel deneyimlerde bulunurlar. Ayrıca konuşurlar, dinlerler, sorular sorarlar, gözlerler, taklit ederler vb. çeşitli zihinsel deneyimlerde bulunurlar. Bütün bu deneyimler çocuğun davranış dağarcığını ve bilgi dünyasını zenginleştirir, derinleştirir. Oyun, çocuğun pek çok yaşamsal deneyimleri kazanılabildiği etkin bir öğrenme ortamıdır. Oyun aracılığıyla çocuk dünyayı anlamlandırır, aynı zamanda kendi dünyasını kurgular.

Oyun gerçek yaşamla hayaller arasında kurulmuş en emniyetli yoldur. Çocuklar bu yolda duygusal, sosyal, zihinsel ve fiziksel olarak beslenirler. Oyun yapılandırılmamış bir süreçtir ve çocuğun informel öğrenme ortamıdır. Çocuklar için en ciddi iş olan oyun sırasında çocuklar kendilerini çok önemli şeyler yapan biri olarak güçlü, değerli, becerili hissederler. Oyun, çocuğun gücüdür. Eğitimin amacı da çocukların güçlü yanlarının geliştirilmesidir. Oyun oynaması desteklenen çocuklar kendi güçleri yönünde gelişme fırsatı bulurlar (Jaffké, 1996).

Oyun, çocuğun kendi kişisel eğilimlerini yansıttığı, enerjisini boşaltarak rahatladığı, yeniden güç topladığı adeta şarj olduğu gelişimsel fırsatlar içerir. Oyun sırasında çocuk mutludur, eğlenir, mutlaka bir ya da birçok şeyle meşguldür. Bazen yalnız bazen arkadaşlarıyla bir etkileşim ortamında bulunur. Bu kendilerini başkalarından ayırt etmeleri, benzerlikleri ve farklılıkları anlamaları için doğal bir
fırsattır.

Oyunun iç ve dış boyutu vardır. Dış boyut geleceğe uyum sağlamayı kapsar. İç boyut ise fantezilere uyum sağlamadır (Isac, 1932). Çocuk oyun sırasında gerçek yaşam deneyimlerinin provalarını yaptığı gibi hayal ürünleriyle de uğraşır. Hayaller sembolik düşünce ürünüdür ve ileri düzeyde zihinsel yapılanmaların gerçekleştiğini işaret eder. Oyun sadece fiziksel dünyayı algılamada ve fiziksel bilginin kazanılmasında değil, aynı zamanda mantıksal bilginin oluşmasında da önemli ve doğal kaynaktır. Oyun sırasında çocuk dünyayı değiştirir, dönüştürür (Paley, 1999).

Oyun bir tür düşünce biçimidir. Çocuklar tüm zamanları ve mekanları oyuna dönüştürebilirler. Bu demektir ki, oyun oynamak için uygun koşulları ve yetişkin anlayışını bulan çocuklar için “oyun” en önemli ve etkili öğrenme fırsatıdır. Öğrenmek için çocukların özgür olmaya gereksinimleri vardır. Oyun da çocuğun özgürlüğüdür. ” 4

Teşekkürler;

1
Web Tabanlı İşbirliğine Dayalı Öğrenim
http://www.aku.edu.tr/aku/dosyayonetimi/sosyalbilens/dergi/…/iacun.pdf

2
Yerinde Duramayan Genler- David Dobbs – National Geographic Türkiye 125.yıl Özel Sayısı- Kaşiflerin Yeni Çağı-syf 62.

3
Ken Robinson- Changing Education Paradigms-RSA Animation 11:40
https://www.youtube.com/watch?v=zDZFcDGpL4U&feature=youtube_gdata_player

4
Kaynak: http://notoku.com/egitimde-oyun-yoluyla-ogrenme/#ixzz2IKIjBEit
NotOku.com’a teşekkürler.

İmaj http://www.healthcareglobal.com/healthcare_technology/Children%20Playing%20Video%20Games.jpg

Reklamlar