Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitimin Evrimi adlı makalede kullanılan tüm fikirlerin ana kaynağı Ken Robinson ve Bedava kitabı yazarı ve Wired editörü Chris Anderson’dur.

Hemen her ülke bugünlerde eğitim programlarını ve sistemlerini reforma tabi tutuyor. Bunun iki önemli nedeni var. İlki ekonomik; insanlar çocuklarımızı 21. yy ekonomik dünyasında nasıl yer edinebilir sorusunun yanıtını aramaktalar. Tabi bu soruyu sorarken son yaşadığımız ekonomik buhranında gösterdiği gibi, bir hafta sonra ekonominin nasıl bir gidişatı olacağı üzerine herhangi bir fikirleri yokken bunu yapıyorlar. İkinci neden ise kültüreldir. Dünya üzerindeki her devlet günümüzdeki küreselleşme çağında, çocukları nasıl yetiştirelim ki onlara kültürel bir kimlik hissi ve aidiyeti verebilelim sorusunun cevabını bulmaya çalışmaktadır. Sanayi devrimi sonrası devletlerin, içinde olduğumuz enformasyon devrimine kadar amaçladıkları yegane şey, toplumsal genleri aktarımı ve kültürel kimliğin sürdürülmesidir. Bunun için eğitim, bir tür endoktrinasyon (beyin yıkama) kampanyası şeklinde süregelmiştir. Devletlerin yapmaya çalıştığı şeyinin problemli doğası, geleceği geçmişte yaptıklarıyla yakalamaya çalışmalarıdır. Böylece milyonlarca çocuk okullara ve eğitim sistemine yabancılaşmakta ve okula gitmekte herhangi bir amaç görememektedir. Eğitim sistemi onlara doğrusal bir hayat çizelgesi sunmaktadır; sıkı çalış- disiplinli ol- koleje git ardından üniversite ve iş…

Fakat günümüzde üniversiteden herhangi bir bölümden iyi dereceyle bile mezun olmak iş garantisi anlamına gelmiyor. Böylece devir sosyo-ekonomik olarak neyi zorunlu kılıyorsa gençler işin içeriğinin kendilerine uygun olup olmasına bakmadan o iş alanlarına yığılıyor. Bu kadar çok insanın yaptığı işi sevmemesi hatta nefret etmesi tamda bu yüzden.

Yaşanılan sorunun temelinde yatan gerçek, şu anki eğitim sisteminin sanayi devriminde ortaya çıkan bir eğitim sistemi olmasıdır. Kısaca başka bir yüzyılın gereklilikleri ve ihtiyacı için tasarlanmış ve yapılandırılmış bir sistem ile geleceğimize yön vermeye çalışıyoruz. Bu sistemin dayandığı maddi temeller, aydınlanma devrinin entelektüel birikimi ve bunun sanayi devrimine olan yansımalarıdır. Bu devirden önce eğitim sistemi diye bir şey yoktu. Eğitim oldukça ayrıcalıklı ruhban ve ya askeri zümrelerin elinde olan bir toplumsal referanstı. Zenginler, çocuklarını bu kurumlarda ya da özel eğitmen vasıtasıyla diledikleri konularda bire bir eğitim almasını sağlıyordu. Bu sayede yöneten ve yönetilenler arasındaki uçurum sabit tutulabiliyordu. Halkın kendini yönetenlerin onları yönetebilecek yegane eğitimli-bilgili kişiler olduklarını kabul etmesi için oluşturulmuş bir yapılanmaydı.

Aydınlanmadan sonra, halkın eğitimi fikri kuvvet kazandı. Artan nüfus ve kaynaklar için yapılan amansız siyasi mücadeleler sebebiyle bu kaçınılmaz bir gereklilik halini almaya başlamıştı. Böylece vergilerle bütünleştirilmiş yani kaynağını doğrudan halktan alınan vergilerle sağlayan, bir halk eğitimi sistemi oluşturulmaya başlandı. Bu sayede halktan daha fazla vergi almak kolaylaşacak ve onlara belirli sosyal mobilizasyon olanağı sağlanarak, sosyal bir yapay seleksiyon ile sistem için gerekli olan iyi genler daha üst bir hiyerarşi ile toplumsal ilerlemenin katalizörü olacaktı. Bunun sonucunda halk eğitimi zorunlu ve belirli bir safhaya kadar bedava oldu. O devir için gerçekten devrim niteliği taşıyan bir karardı. Bilinen yapı değişmiyor tamamen dönüşüyor, başkalaşıyordu. Çoğu insan bunun işleyebileceği hakkında kuşku duyuyordu. Ne de olsa aktarılan kültürel genler eğitimin bir süreç değil bir ürün olduğunu ve bu ürünün ancak üst sınıfların ayrıcalığı olduğunu sosyo-kültürel olarak kanıksamıştı. Ayrıca sanayi devriminde İngiltere başta olmak üzere, ağır koşullarda çalıştırılan çocukların başka bir işe yaramayacağı ve sokaktaki herhangi birinin çocuğunun bir şey öğrenme yeteneğinin asla olamayacağını düşünüyorlardı. Bu fikirler, sanayi devriminden önceki toplumsal yapının ekonomik motiflerle şekillenmiş entelektüel kapasitesinin sığ bir projeksiyonu sonucuydu.

Bugünde o durumdan çok farklı bir durumda değiliz. O devirde, gerçek entelektüel kapasite dendiğinde eski Yunan bilginlerin söylemlerinin tümden gelimli bir şekilde yüceltilmesi ve aktarılması anlaşılmaktaydı. Bu ‘akademik’ yetenek en arzu edilen ürün şekliydi. Bugünkü halk eğitimimizin genlerine işleyen zihinsel alt yapıyı da oluşturan bu aydınlanmadır. Bu model, insanları akademik ve akademik olamayan kısaca zekiler ve ahmaklar, matematikten ve geometriden anlayanlar ve anlayamayanlar olarak gruplara ayırır. Böylece birçok zeki insan kendilerine dayatılan bu modele uyamadıkları için kendilerini salak, işe yaramaz hisseder. Toplumun büyük bir kesimindeki potansiyel güç heba edilir. Çünkü topluma verilen seçenek bellidir; ekonomik ve akademik hiyerarşi için şarj edilemeyen piller olmaları. Bu model tam anlamıyla yaşadığımız kaosun sebebidir. Evet bazı kişiler için bu model oldukça yerindedir. Bu kişiler bu modelden oldukça iyi faydalanabilmektedirler. Fakat büyük çoğunluk için durum bunun tam tersidir. İnsanların farklı zeka türleri vardır. Bunlardan birkaç tanesi baskındır. Fakat herkesin aynı zeka türlerinde başarı sağlamasını beklemek ve sistemi buna göre tasarlamak, gençliği bir tür zihin erozyonuna maruz bırakmaktır. Dünya üzerindeki bazı gelişmiş ve gelişmekte olan tüm devletlerin başlıca sorunu eğitimin bu durumudur. Çünkü zamanın ruhuna aykırıdır ve hayali bir senaryo üzerinde toplumu değiştirmek istemektedir. Bu zamana ait değildir. Geçmişin bir kalıntısıdır.

Çocuklarımız şuan tarih boyunca en yoğun şekilde çevresel uyaranlarla bombalandıkları bir devirdeler. Tam anlamıyla enformasyon tarafından kuşatılmış durumdalar. Dikkatlerini her an çalan onlarca platform (Tv, bilgisayar, internet, cep telefonları, oyun konsolları, sokak reklamları ve bunların bileşkesi olan her şey) ile etkileşim içerisindeler. Bunun sonucunda da dikkatleri oldukça kısıtlı ve dağınık. Biz ise bu durumdaki çocuklarımıza ne sunuyoruz? Okullardaki sıkıcı müfredatla dolu uzun ders saatlerini. Ardından bunlarda onlardan mükemmeliyetçi bir başarı bekliyor ve çocuklarımızı standart test yollarıyla sosyal olarak makineleştiriyoruz. Daha ana okulda ki çocuklarımıza bile bunu yapıyoruz. Çoğumuz 4 yaşındaki bir çocuğun 8 yaşındaki arkadaşının ‘yarısı’ olmadığının farkında değil. Sanırım bizlerde bunun farkında değiliz. Bu dikkat dağılımı ve isteksizlik daha çok ülkelerin görece gelişmiş kısımlarında olması da tesadüf değil. Peki, 3o yaşın üzerinde analog bir zihinsel kablolamanın eseri olan yetişkinlerin bugünün dijital kablolanmış zihinlerine eğitim ve öğretimde sunduğu analog müfredat onları giderek daha hızlı akan hayata hazırlayabilecek mi? Bu analog değerler dünyasında eğitilen öğretmenler ve aktardıkları dersler ne kadar bu dijital gençliğin algı dünyasına hitap edebilir? Yoksa tüm bu odak eksikliği ve okulu gereksiz bir yer görme eğilimi tamda bu zorunlu analog dayatmadan kaynaklanıyor olmasın?

Dijitalleşmiş bir dünyada da eğitimin piyasa ekonomisinin krizdeki gibi işlemediği görülür. Bilginin aksiyoloji ile (değer yargılarının özünü ve niteliklerini araştıran ahlak disiplini) ilişkisi koparılmadan dijitalleşmenin halkın geneline aktarılması, eğitimin önündeki en önemli epistemolojik (bilgi felsefesi) sorundur. Şöyle kabaca bir eğitim sistemi içerisindeki gençliğe bakarsak, okulların sosyalleşme boyutunun sosyal salgın boyutunun oldukça gerisinde olduğunu görürüz. Öğrenciler arasındaki insancıl etkileşimin yerini giderek siber etkileşim ve profil kimlikler alıyor. Bu etkileşim içerisinde reklamlarla bilinçaltına kodlanan koca bir tüketim nüfusu oluştu. Arkadaş grupların bu yapay sosyal statüler üzerinden şekillenmesiyle de karşı karşıyayız  (profilindeki arkadaş sayısı = marka değerin). Moda olan neyse yani arkadaşında olan her neyse çocuk ona sahip olmanın derdinde olduğu için kendine özgü olmaktan çıkıyor ve standartlaşıyor. Çocuklar, kapitalizmin bir nesnesi ve köle öznesi haline getiriliyor. Tüketirken tükenen nesiller yetiştiriyoruz. Çocuklar üzerinden dönen ekonomi, onların ailelerin yegane yatırımı olması ve hemen her aile için kıt sayıda olmalarından dolayı çok değerli. Çocuğunuz için her türlü fedakarlığa değer değil mi? sorusu ile bir bakıma çocuklarımızın popüler kültür etkisine girip bu zihinsel sömürü ekonomisinin payandaları olmuyor muyuz?

Sanırım insanın evrimi esansında beyinlerimiz kıtlık üzerine koşullanmış. Bu kıtlık kavramına göre fiziksel ve meta fiziksel bir evrim geçirmişiz. Çünkü çevresel kaynaklar daima kısıtlıydı. Ekonomik algılarımızda buna göre şekillendi. Pek tabi kurduğumuz eğitim sistemleri de. Zamandan paraya kadar yeterince sahip olmadığını düşündüğümüz şeylere odaklanmışız. Çocuklarımızın da bunlara odaklanması için yarıştırıyoruz. En ilkel dürtümüz kıtlık. Aradığımız ya da arzu ettiğimiz şeyi bulduğumuz anda onu çok çabuk önemsemez duruma geçiyor ve amaç haline getirebileceğimiz yeni bir kıtlık buluyoruz. Kısaca sahip olduğumuz değil olmadığımız şeylere motive oluyoruz. Hayatların amacı bir sonraki doğrusal basamakta; bir sonraki sınav başarısı, bir sonraki yeni araba ya da tüketimin yücelttiği iphone gibi bir statü nesnesi..

Bu evrimsel farkılıklardan sonra eğitim sistemimizin neden endüstriyelleşmenin modeli baz alınarak tüm halkı standartlaştırmaya çabaladığını anlamakta sanırım zorlanmayacaksınız. GSMH üretecek makineleşmiş yeni kayıp nesiller projesi olarak sunulan eğitim, eğer bu şekilde algılanmaya devam ederse, sürekli üzerine büyük laflar edilen ama zamanın gerektirdiği devrimsel değişiklikler için küçük adımlar atılmayan bir makine üretim sektörü olmaya devam edecek. Dönüp okullarımıza bakalım. Okullar bir fabrikayı andırmıyor mu? Her gün belirli bir saate açılan ve kapanan bir fabrikada (okul) ham maddenin (öğrencinin) yaşına göre destelenmiş depoları (sınıflar) sayesinde üretim tarihleri ve son kullanma tarihleri belli olan ürünler, çeşitli uzmanlık alanlarına ayrılmış üretim bantları (İngilizce sınıfı, fen sınıfı) ile işleniyor. Üretimin ayrı safhalarını haber veren ziller (mola) ise vardiyaları. Bir üretim bandından beklenen her şey okullar da var…

Devletlerin farkında olmadığı ya da anlamamakta direndiği şey, bu eski model sistemin kıtlık zamanlarının (orta çağ) zihinsel alt yapısı ile oluşturulmuş bir devrimin (aydınlanma) kendisinin de artık değişmesi gerektiği. Çünkü giderek her türlü kıtlık (yiyecek, ilaç, barınma) ile yetkin bir şekilde mücadele edip, bilginin sağladığı tüm avantajlarla son 50 yılda kendi nüfusunu 3 katlayan bir tür olarak, bilginin kıtlığını sona erdirdiği bir döneme girmiş bulunuyoruz. Kültürel evrimimizin, biyolojik evrimimizden yüzlerce kat hızlı olduğu bir zamanda kendini başka bir şeye dönüştüremeyen her yapı kendi sonunu hazırlayacaktır.

Bu sebeple eğitimde aykırı düşünceleri seslendirilmesine olanak veren, çoğulcu gerçek bir demokratik dönüşüm gereklidir. Yaratıcılık yada moda tabiriyle inovasyonu arttırmanın tek yolu da budur. İnovasyon sadece sürekli buluş yapan, yeni bir şeyler ortaya koyabilen yaratıcı düşünce gücü değildir. Bir problemin çözümünde, bir gerçeğin algılanmasında birden çok yolun olası olabileceğini algılayabilen, farklı yollar ve bakış açılarını üretebilen zihin gücüdür. Bu üretkenliğin sağlanabilmesi, öğrenme ve eğitim ortamın bunu sağlayacak şekilde dönüştürülmesi ile mümkün olabilir. Çünkü evrim insanı halihazırda öğrenme yeteneği ile donatmıştır. Kısaca, her bir bireyin doğasında var olan farklı ve dinamik öğrenme güçleriyle doğuştan getirdiği biricik potansiyeli kendisi için gerçekleştirmesine izin verecek bir ortamın sağlanmasıdır. Eğitimi bir fabrika hattı gibi doğrusal bir üretim süreci gibi algılamayan, onu hayatın ve evrimin en önemli ilkesi olarak içselleştirebilmesine olanak sağlayan bir reforma ihtiyaç duyuyoruz.

Bu yapı sökümünü gerçekleştire bilenler gelecekte yerlerini alabilecekler. Yoksa önümüzdeki yıllarda en çok sıkıntısını çekeceğimiz kıtlık insan kaynakları olacaktır. Bu olumsuz gidişatın getirecekleri en az iklim değişikliği kadar sosyo-ekonomik olarak yıkıcı olacaktır. Unutmayın  enformasyon kıtlığı sona erdi. Bilgiye erişim artık bedava…

 

http://www.youtube.com/watch?v=zDZFcDGpL4U&feature=player_embedded

http://www.scribd.com/doc/17135767/FREE-by-Chris-

Reklamlar