Etiketler

, , ,

Mustafa Ajlan ABUDAK

Son zamanlarda teknolojiyi konu alan hemen her makalenin içinde web 1.0 ve web 2.0 kavramları ile karşılaşıyorsunuz. Sürekli bu kavramların ağın evrimsel sürecinde önemli basamakları ifade ettiği irdeleniyor. Bu kavramlara yeni yeni web 3.0 kavramı da eklendi. Bu sıralama bize webin yani ağın belirli bir evrimsel ilerlemeyle, hem kendisini hemde bizleri dönüştürdüğünü fısıldamakta.

Web 1.0 çevrim içi ağda kullanıcının tamamen edilgen olduğu bir tüketim şekliydi. İçerik doğrudan ağın sahipleri olan büyük şirketler, devlet ve onun akademik kurumlarınca belirleniyordu. Kullanıcı sadece bilgi ve meta tüketimini bu kurumların belirlediği çerçeve içerisinde gerçekleştirebiliyordu. Bilgisayarlar bir nevi bilgi istif alanı olarak kullanılabiliyordu. Bu kütüphane mantığı, bilginin zihinlerimizin pasif uzantısı olmasını istiyor, bilgiyi ihtiyaç anında bellekten geri çağrılması gerekli bir pakete indirgiyordu.

Web 2.0 gelindiğinde kullanıcılar içerik oluşturmaya başladı. Bu içerik öncelikle metinsel (bloglar) daha sonra görsel (flickr) en sonunda da hem işitsel hem görsel (youtube) olarak kar topu etkisiyle üretilmeye başladı. Bu veri madenciliği çağının başlangıcıydı. Teorik olarak kullanıcılar büyük şirketlere ve devlete gönüllü olarak veri sağlıyordu. Pratikte ise teknolojinin ticaretin seyrini belirlemesi içeriği üreten arayüzleri giderek mobil olması, teorik kontrolün öyle pek kolay bir şey olmadığını gösterdi. Bu sayede bilginin demokratikleşmesi ve özgürleşmesi mümkün oldu. Ağır patent ve telif hakları ile sınırlandırılmak istenen bilgi, tıpkı hava gibi görünmeyen ama her şeye nüfus eden bir şekilde küresel zihinleri aynı bilişsel yaşam ortamına kattı. Ticaretin birey üzerinden şekillenmesi, bireyin tüketimini ilk kez sınırsızca paylaşa bilmesini sağladı. Paylaşılan her şeyin arttığı gerçeğinin sağlaması ağ tarafından her gün durmaksızın yapılmakta.

Bir sonraki durağımız ise Web 3.0 olacak. Makineleri biz icat ettik. Bunu daha çok doğayı taklit ederek izomorfik bir şekilde yaptık. Bilgisayarlar için beynimizi taklit ettik. Tüm yaptığımız doğadaki kimyasal zekayı elektromanyetik biçime çevirmekti. Makineler Web 1.0 ve Web 2.0 da bizlerden öğrendi. Yazdığımız her kelime ağın semantiğinde yerini aldı, verdiğimiz her link bir fikri makineler için diğerine bağladı. Yüklediğimiz her resim nesneler ile anlam ilişkisini kurmalarını sağladı. Yüklediğimiz her video, verinin akışkan bir yapısı olduğunu makinelere öğretti. Makineler de giderek yapay zekalarını yükseltiler ve biz yaratıcılarına zeka olarak yaklaştılar. Hala yapamadıkları ise anlam üretebilmek ve belkide bunu hiç bir zaman gerçekleştiremeyecekler.

holistik-yaklac59fc4b1m.jpg

İşte insanlar yine burada devreye giriyor. Web 3.0 ile artık biz makinelerden öğreneceğiz. Süper bilgisayarların gerçekleştirdiği hesaplamalar, simülasyonlar, bilişsel dendritler ve aksonlar bizlere birey olarak bir ömür süresi içinde bile gerçekleştiremediğimiz tüm devasa kayıt ve işlemleri anında sağlayacak. Bizler daha önce öngöremediğimiz sayısız holistik/bütüncül erişime kapı aralayacağız. Tüm bunlardan dünya nüfusunun çoğunluğu olarak istifade edip yeni anlamlar, anlamlı yeni birliktelikler oluşturacağız. Burada en kritik nokta bu sonuçların ve uygulamalardan kotardığımız anlamların, evrensel manada tüm insanlık için anlamlı olup olmamasıdır. Bu bilince varmamız ya makineler vasıtasıyla olacak ya da doğa bizi bilişsel bir dar boğazdan çıkmak için tüm gücüyle zorlayacak. Ağın evriminde en kritik an içinde olduğumuz şu günler web 3.0 Eğitim ile bütünleşmesi sürecidir. Artık hiç bir şey eskisi gibi olamayacak..

Reklamlar