Etiketler

, , , , , , , , , , ,

Mustafa Ajlan ABUDAK

Dil edinimi, çocuğun, bağlam içinden (within context) gelen geri bildirimler (feedbacks) ile inşa ettiği bilişsel (cognitive) ağlarda (web) filtre edilen seslerin anlam kazanmasıdır. Oluşan bağlantıların (links) sayısı artıkça seslerin ortak kültürel koda (language) göre şekillenmesi kolaylaşır. Seslere anlam veren çocuğun beynindeki sihirli bir alan değildir. Anlam toplumsal olarak üzerinde uzlaşılmış ses örüntülerinin yansıttığı gerçekliğe/yada simülasyona bir atıfdır.Örneğin mükemmellik kavramına tanık olmayan zihnin, hangi geri bildirimi faydacı bir şekilde örüntüleyerek ona anlam verdiğini, geriye dönük olarak anlayamayız. O halde, tanık olamayacağımız ve geri bildirimler alamayacağımız anlamları inşa eden zihin, ancak dil ediniminden sonra ortaya çıkan bilinç halidir. Bu sebeple herhangi bir dil, dış dünyadaki gerçekliği tam olarak temsil edemez ve mutlak bir mantığa dayanamaz. Dil bilişsel bir simülasyondur. Bilinç ise bu simülasyonun işlem sahasıdır.

Çocuğun kendi içinde oluşturduğu uzlaşı, seslerin çocuğun ihtiyaçlarını karşılamasındaki faydacı (pragmatik) sonuçlarının eseridir. Anlam asla zihnin dışında zihnin içinde var olduğu şekliyle yoktur. Anlam ancak zihinde inşa edilir ve subjektif zihinden ayrı düşünülemez. Bu sebeple toplumun uzlaştığı anlam ile bireyin tecrübeyle inşa ettiği anlam farklılıklar içerir. Yaşımız/tecrübemiz ilerledikçe bu anlamsal farklılıklar artar. Hayatın İlk basamaklarında çevresel zorunluluğumuz olan doğduğumuz yakınsak gelişim alanı (ZPD) kolektif uzlaşı olarak yarar sağlayan sesleri örgütleyerek ( şematik bilgisi faydadan gelen) kendi bilişsel anlam simülasyonumuzu oluşturmamız için bize yardımcı olur. Sosyal çevre atıfları, atıflar anlamı, anlam ise bilişsel amacı inşa eder. Buna alt bilinç adını veriyorum. Kişi belli bir atıf/simge kümesine sahip olduğunda, kendi gerçekliğini oluşturmaya başlar. Buna da üst bilinç diyebiliriz. Kitle iletişim ile ortaya çıkan ortak değerler simülasyonuna da aşkın bilinç demeyi uygun görüyorum. Bilinç dediğimiz fenomen, toplumsal uzlaşının faydacı sonuçlarıyla şekillendirilen bir anlam alma/verme eylemi olabilir. Öyleyse her toplum kendine ait bir bilinç evreni oluşturmakta ve nesnelere, olaylara ve kavramlara buna göre anlam vermektedir. Kitlesel iletişim ve pop kültür sayesinde bu evrensel kümeler içice geçmekte ve oluşturdukları kesişim kümeleri de anlamın değiş tokuş edildiği ve atıfların kontrol edildiği kitlesel bilinç alanlarını oluşturmaktadır.

Tıpkı bilgisayarların kullandığı işletim sistemlerini oluşturan program dilleri gibi, her dil belirli bir anlam evreninin simülasyonunu kurgulayabilir. Bu sayede işlemler komutlar vasıtasıyla gerçekleşirken hepsi uzlaşılmış dış hakikate/simülasyona birer atıftır. Eğer öyleyse, beynimizdeki elektrik sinyalleri aksonlardan geçerken bir hakikati değil geçici olarak onu temsil eden bir uzlaşıyı taşır. Bu eksik yapı, beynin ve onun bağlı tüm sistemlerin çalışması için gereklidir. Mükemmel bir sistem bu evrende var olamaz, çünkü mükemmel sistem ne bir evrime, ne bir işleme, ne de bir döngüye ihtiyaç duyar.

Zihinlerimizdeki mükemmel kavramı, diğer birçok kavram gibi toplumsal geri bildirimle edinilmiş değildir demiştik. Bu edilgen bir kavramdır.Yoksa tüm kavramlar da edilgen midir? Beynimizin sürekli eksiği tamamlamaya çalışan holistik/bütüncül yapısı sayesinde ona anlam verebiliyoruz. Beynimiz sürekli bir şekilde bulmacadaki eksik kısmı tamamlamaya çalışıyor. Buna verdiğimiz anlam ise nesnelerin doğasından değil, aksine bizzat bilinci ortaya çıkaran süreçlerden ve kişisel tecrübelerden kaynaklanan bir durum. Mükemmel bir şey olmalı ki mükemmel olmayanlar geçici uzlaşıya sahip atıflar/ kurgusal gerçeklik şeklinde var olabilsin. Yoksa hakikat dediğimiz olguda bir simülasyon/matristen ibaret olacaktır. Bunun sonucunda tümüyle anlamsız bir evrende anlam arayan zihnin var olma anlamsızlığının sonucuna akıl demek zorunda kalırız. Bilim ise bu sürecin adı olarak kayda düşer.

Bu da beni şunu düşünmeye götürüyor. Biz kelimelere verdiğimiz anlamlar ile bilişsel evrenler oluşturuyorsak, dil/lisan,  evreni oluşturan esas gücün/nedenin kullandığı en büyük inşa malzemesi olabilir mi? Evrenin varlık/simülasyon/kurgu gibi her ne şekilde olursa olsun inşası kelimeye/kelama bağlı diyebilir miyiz? Bilgisayar dilleri ile sanal/simülasyon dünyalar oluşturmaya başladık. Peki,  beynimiz 2 milyon yıldır bunu yapıyor olamaz mı?

Reklamlar