EĞİTİMDE TEKNOLOJİ PEKİ NEDEN?

Jake Glasgow, Instructional Technology Specialist from Upstate NY – Çev. Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitimde teknolojinin kullanılmasının öğrenmedeki etkisi üzerine son zamanlarda oldukça fazla konuşma cereyan etmekte. ”Eğitimde teknolojiye harcanan milyonlarca doların haklılığını kanıtlayan veriler nerede?” Sizlere NY Matt Richtel’in yazdığı ” Geleceğin Sınıfında” adlı teknoloji hakkında okul bölgelerinin bugünlerde yaşadığı birçok belirsizliğe değinen harika makaleyi okumanızı öneriyorum.

Birçokları öğrencilerin sınıfta içeriği teknoloji olmadan da öğrenebileceğini söylüyor ve bende bu kanaatteyim. Bunu biliyoruz çünkü teknoloji sınıflara girmeden öncede öğrenciler öğrenebiliyor ve testleri geçebiliyorlardı. Eğer öğrenciler teknoloji olmadan da sınıf ortamında başarılı olabiliyorlarsa, niçin bu kadar zamanı, enerjiyi ve parayı teknolojiyi sınıflara getirmek için harcıyoruz ki? Öğrenciler okulda teknoloji olmadan başarılı olduklarında, bizler teknolojinin hayatımıza çok az dahil olduğu bir dünyada yaşıyorduk, ve öğrencileri teknolojinin günlük hayatlarının bir parçası olmadığı bir dünyaya hazırlıyorduk.

Ken Robinson’un ‘‘Eğitim Paradigmalarını Değiştirmek’’ adlı konuşmasında bir kısım

“EĞİTİMDE TEKNOLOJİ PEKİ NEDEN?” yazısını okumaya devam et

Reklamlar

ENFORMASYON BEDAVA OLMAK İSTİYOR

Mustafa Ajlan ABUDAK

Nec manus nuda nec intellectus sibi permissus multum valet; instrumentis et auxiliis res perficitur; quibus opus est non minus ad intellectium quam ad manum. Atque ut instrumenta manus motum aut cient aut regunt, ita et instrumenta mentis intellectui aut suggerunt aut cavent. Scientia potentia est.

 Francis Bacon

Ne çıplak bir el ne de tek başına kavrayışın kendisi çok bilgiye ulaşabilir, ancak araçlar ve yardımcılar sayesinde netice alınabilir. Zaten kavrayışın kendisi de elden daha az yardıma muhtaç değildir. Araçlar elin hareketini ya destekler ya da düzenler, bunun gibi zihnin hareketlerinde de kavrayışı teşvik eder ya da korur. ZİRA BİLGİNİN KENDİSİ GÜÇTÜR. 1

Canlılar dünyasının da bu devrimin benzeri Kambriyen çağda yaşanmıştı. Bilgi, kökeni aynı ama içeriği farklı ve karmaşık birçok yeni form üretmişti. (Novel form) Bilginin yeniden bavulunu açması için bu sefer epey uzun zaman geçmesi gerekmiş gibi görünüyor. İnternetle bilinen tüm ekonomik koşullar yeniden tanımlanmaya başlandı. Klasik altyapı daha önce hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde değiştirmeye ve dönüşmeye başladı. Artık bu hızlı değişim Adam Smith’in piyasa ekonomisi söyleminin açıklayamadığı bir ” yeni ekonomiyi ”ortaya çıkaracaktı. Buna bilgi ekonomisi adı verildi. Bilgi ekonomisinin ilk çocukları olan Microsoft ve Apple gibi şirketler ” temelde bilgi üreterek” klasik ekonominin elde ettiği üretim sürecinden çok daha hızlı bir şekilde değer üretip, kar elde edip, bunu daha hızlı ve etkin bir şekilde pazarlayabiliyorlardı. Artık üretilen tüm analog değerler sayısallaşarak yeryüzünde aynı anda ve her yerde olabilen bir ekonomik değer oluşturabiliyorlardı.

Daha sonra arama motorları Yahoo ve Google’lında (Hücre içindeki RNA ya benzer görev üstlendiler.) katılımıyla bilgi inanılmaz bir şekilde küre-i arzda üretilmeye, dolaşmaya, el değiştirmeye, dönüşmeye ve en önemlisi gelişmeye başladı. Bilgi sürekli farklı çevrelerde, farklı toplumlarda ve farklı süreçler içinde işleniyordu. Bu sürecin ilk yıllarında fark edilemeyense ”bilginin” gerçek bir ticari metaya dönüşmesi süreciydi. Bu o denli hızlı ve etkin bir süreçti ki, borsalar yeni ekonomiyi olağanüstü bir coşkuyla karşıladılar. ”.com ” uzantılı siteler artık şirketlerin yeni kurumsal kimliğiydi. Dünyaya açılan yeni limanlarıydı. Bilgi üreten ve satan şirketler birden dünyanın en büyükleri ve en değerli şirketleri, sahipleri de dünyanın en zengin iş adamları oluverdiler.

Enformasyon Bedava Olmak İstiyor

Tanımla başlayalım. Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca gibi Latin dillerinde ‘’bedava’’ tek bir sözcük yerine iki sözcük olduğu için o kadar çapraşık değil. Birinci sözcük Latince liber’den türemiş ve özgürlük anlamına geliyor; diğeri Latince gratis’den türemiş. Bu sözcül, ‘’teşekkürler’’yani ‘’karşılıksız’’ veya sıfır fiyat demek olan gratiis’sin kısaltılmışı. İspanyolcada örneğin libre iyi bir şey (ifade özgürlüğü vb.) ;  gratis ise genelde bir pazarlama taktiği olarak kuşku uyandırıyor.

“ENFORMASYON BEDAVA OLMAK İSTİYOR” yazısını okumaya devam et

DEĞİŞEN ÖĞRENENLER, DEĞİŞEN METODOLOJİLER

Danielle McCARTAN

Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitimin en önemli görevi diğer nesillerin yaptıklarını tekrar etmeyip yeni şeyler yapabilecek kadınlar ve erkekler yaratmaktır.  J.Piaget

Bu makale Danielle McCartan tarafından yazılmıştır. Danielle New Jersey’deki Ramapo Lisesinde yabancı dil öğretmeni ve NJ Üniversitesi lisansüstü öğrencisidir. Bu yazı onun bilgisi dahilin de yayınlanmaktadır.

Toplum ‘Merhaba, e-postamı aldın mı?’ diyen sıradan telefon çağrımızdan beri evirilmekte. Arka alan bildirimleri bu sorunla ilgileniyor, RSS beslemeleri fırından yeni çıkmış haber hikâyelerini insanlara taşıyor. Dokümanlar artık çevrimiçi erişilebilir, gerekli izne sahip herhangi bir kişi bunların düzenlenme imkânına sahip, her bir klavye vuruşu gelecekteki referans için kayıt altına alındı. Okyanuslar tarafından bölünmüş aileler, akrabalar ve arkadaşlar Skype adlı ücretsiz yazılımı kullanarak gerçek zamanlı bir şekilde birbirleriyle sohbet edebiliyorlar. Teknoloji hayatlarımız gibi eviriliyor.

Her ne kadar lise hayatı yıllarımdan çok uzak olmasam da, bugünün öğrencileri ben son sınıf öğrencisi olduğum 6 yıl öncesine göre oldukça farklı. Lise öğrencileri cep telefonlarına yapıştırılmışlar, eve gittiklerinde birbirleriyle video görüşmesi yapıyorlar, televizyon izlerken akıllı telefonlarını ve diz üstü bilgisayarlarını kullanıyorlar, bir saat içinde videoyu çekip, düzenleyip ve üretebiliyorlar. Bu kategoriye uyuyorum: ‘günümüzün ortalama üniversite mezunu hayatlarının 5.000 saatinden azını okumaya harcarken, 10.000 saatini video oyunlarıyla geçirmiş oluyor. ( 20.000 saat üzerinde seyrettikleri televizyonu hesaba katmazsak) ( Prensky 1). Gündelik konuşmada ortaya çıkan bir soru yaklaşık 3 saniye içerisinde kolaylıkla cevaplanabiliyor. Bunu gerçekleştirmek için akıllı telefonla Vikipedi’ye bakmak yeterli.

İki yeni terim meydana çıktı: Dijital Yerliler ve Dijital Göçmenler. Dijital Yerliler tüm teknolojileri kullanarak büyüyen kişileri tanımlamak için kullanılırken, Dijital Göçmenler bu farklı teknolojileri kullanmayı öğrenmek zorunda kalan önceki nesli ifade ediyor. Bu fark eğitimciler arasında bir bölünmeye neden oluyor. Büyük Bölünüş özellikle Amerika genelindeki okullarda meydandadır.’Her okula gittiğimde cihazları kapamak zorundayım.’ Bir lise öğrencisinin şikâyet ediyor.’’ (Prensky 3) Bu fenomen Birleşik Devletlerin her yanında günlük olarak meydana geliyor. Niçin? Tarihçi Peter Cochrane’nin geçerli bir cevabı var:

Öğrencilerin okuyup yazabildiği fakat birçok öğretmenin bunu yapamadığı bir okul düşünün. İşte yaşadığımız Bilgi Çağı için bir benzetmeye sahip oldunuz. (Mundorf)

“DEĞİŞEN ÖĞRENENLER, DEĞİŞEN METODOLOJİLER” yazısını okumaya devam et

DUVARLARI OLMAYAN OKULLAR

Mustafa Ajlan ABUDAK

Bilgi hayatın kendisidir. Hayat canlı DNA’sında gerçekleştirdiği ilk yayın ile bu evren içinde var olmuş. Madem hayat bilgi temelinde inşa edilmiş(DNA),  hayat ortamını kısaca tanımlamamız faydalı olacaktır. Fakat hayat kendisini yeterli ve basit bir tanımlamayla açıklama çabalarına direnç gösterir. 2001’de Bernard Korzeniewski benim de katıldığım minimum bir hayat tanımlaması ile ortaya çıktı.

Korzeniewski şunu iddia ediyordu;

Hayat olumlu ve olumsuz geri bildirimlerle meydana gelmiş bir ağdır. (Network)  1

 Eğitim küresel kültürümüze ait birçok şey gibi ilk olarak Sümer okullarında başladı. Amaç hala var olan yapıdan çok da farklı olmayan bir mesleki eğitimdi. Tıpkı hücrelerde görevlerini ifa eden makinalar gibi insanlarda var oldukları toplum içerisinde belirli görevleri yerine getirmek için hala üç aşağı beş yukarı aynı modele dayanan eğitim adı verilen öğrenme süreçlerinden geçiyorlardı. Öğrenme çoğaldıkça özelleşme (hücre ve proteinlerimizdeki karmaşıklaşma) artıyordu. Sümer bu sayede sarayın ve tapınakların kayıtlarını tutmak için yazıyı keşfetmek zorunda kaldı. Bilgi bir ortama kayıt edilmediğinde insan zihninin geçiciliğine terk edilmiş oluyordu. Bu sebeple bir ortama kayıt edilmeli ve ileriki nesillere aktarılarak onlara ilerleyebilecekleri bir miras (kültürel DNA) bırakılması zorunluluğu doğmuştu. Yazı bu sebeple keşfedildi.

Fakat toplumlar, üretilen bilgi şekli, miktarı değişti. Bilgi, hayatı başlatması gibi başka bir büyük dönüşümü daha internet ile gerçekleştirdi.  Zaman giderek hızlanmakta. 1960’lardaki bir bireyden günde 3 kat daha fazla veri işlemek zorunda olan beyinlerimizdeki zaman algısı alt üst oluyor. Kuşaklar arası boşluk artık 30-40 yıl değil 5-10 yıllarla ölçülür oldu. Bugün dünyadaki ortalama bir üniversite öğrencisinin okulda bir haftada öğrendiği toplam kavram sayısı, ortaçağda bir bilim insanının hayat boyu öğrendiğinden fazladır. Bu bilgi akışı giderek hızlanan bir şekilde gündelik hayatlarımızın bir parçası olmakta. Kullandığımız teknolojiler her bireye bilgi üretimi ve paylaşımı konusunda bundan 20 yıl önce bile hayal edilemeyecek imkânlar sunmakta. Bu imkânlar dünyadaki tüm toplumlarda metafiziksel mutasyonlara yol açıyor. Ekonomilerimiz metadan bilgiye doğru evriliyor. Yazılım donanımı inşa ediyor.(Craig J. Venter’in sentetik genomu). Bir fotoğraf yazılım firması olan Instagram fotoğrafın dünyada yaygın şekilde kullanılmasını sağlayan Kodak şirketinin 12 katı piyasa değerine sahip oluyor. Google , Facebook ve Apple şirketi hisseleri borsanın en değerli ve en çok kazandıran kağıtları! Oysa ürettikleri ve sattıkları çoğunlukla veri.

Bilgi artık gücün bizzat kendisi…

Doğrudan bilgiye erişim, üretim ve paylaşmadan kaynaklı değişim talebi o kadar büyük ve hızlı ki, devletler buna ayak uydurmakta zorlanıyor. Bilgi büyüdükçe değiştirme ve dönüştürme gücü de bir o kadar artıyor. Bilginin bu çeşit bir büyük patlamayla ortaya çıkışı en son günümüzden 545 milyon yıl önce  Kambriyen dönemindeki biyolojik patlamayla yaşanmıştı. Fakat bu seferki daha büyük ve daha hızlı. İnternete bağlı teknolojilerin ürettiği toplam veri o kadar hızlı bir şekilde niceliksel olarak artıyor ki bu kartopu etkisi altında, bu verinin niteliksel analizleri gerçekleştirmek şu anki teknolojimizin sınırlarını zorluyor. Fakat en çok bu kadar çok veri ile ilişkiye geçen beyinlerimiz ve kültürlerimizi dönüştürmesi karşısında ne yapacağımızı bilemiyoruz. Verdiğimiz ilk refleksler eğitim sistemlerimizi bu beklenmedik büyük patlama karşısında güçlendirmek adına neler yapabileceğimizi düşünmek oluyor. İşte bu makalenin konusu da tamda bu. İlk olarak bu büyük veri ne demek? İstatistiksel olarak neyi ifade ediyor kısaca bakalım;

“DUVARLARI OLMAYAN OKULLAR” yazısını okumaya devam et

Öğretmenlere ‘dijital göç’ çağrısı

Başka bir eğitim mümkün. Eğitimci, futurist, yazar Marc Prensky öğretmenlerimizi uyarıyor; “Değişime ayak uydurun. Geleceğin sahibi çocuklarımıza yeni öğrenme yolları yaratın.”

Dilara ELDAŞ

ntvmsnbc-güncelleme: 16:17 TSİ 24 Kasım. 2011 Perşembe

İSTANBUL – Bir ülke düşünün; çoğunluğu çocuk, hatta bebek. Birbirleri ile iletişimleri müthiş; hem yüz yüze hem de internetten bunu çok iyi halledebiliyorlar. Dizüstü bilgisayarlar mı? Onlar çok geride kaldı, tablet bilgisayarda dergi okuyorlar. Tuşlu telefon? Komik olmayın, siz o yaşta “bak postacı geliyor” şarkısını söylerken, onlar şimdi dokunmatik telefonlarından e-posta yolluyor. Küçük yaşta bu kadar yetenekliler çünkü onlar birer “dijital yerli”. Siz niye sadece hayal edecek kadar bu ülkeye yabancısınız? Çünkü siz birer “dijital göçmen”siniz.

Bu iki kavram, eğitim alanında uluslararası bir üne sahip, futurist Marc Prensky’e ait. 2001 yılında çıkan “On the Horizon – Ufukta” adlı makalesinde Prensky, 1980 sonrası doğan çocukların, öncesinde doğanlara oranla teknolojiye, teknolojiyle öğrenmeye daha yatkın olduklarını; hatta bunu doğal olarak yaptıklarını söylüyor. Futurist yazara göre bu yeni dijital dünyaya dahil olmak isteyen bir göçmen “adapte” olmayı öğrenmeli. Bunu da ilk önce öğretmenler gerçekleştirebilmeli.

IBM’den A.B.D Savunma Bakanlığı’na kadar pekçok kuruma eğitim yöntemleri konusunda danışmanlık hizmeti veren Marc Prensky ile teknolojiyle eğitmek üzerine çalışmalarını konuştuk…

“Öğretmenlere ‘dijital göç’ çağrısı” yazısını okumaya devam et