EĞİTİMDE TEKNOLOJİ PEKİ NEDEN?

Jake Glasgow, Instructional Technology Specialist from Upstate NY – Çev. Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitimde teknolojinin kullanılmasının öğrenmedeki etkisi üzerine son zamanlarda oldukça fazla konuşma cereyan etmekte. ”Eğitimde teknolojiye harcanan milyonlarca doların haklılığını kanıtlayan veriler nerede?” Sizlere NY Matt Richtel’in yazdığı ” Geleceğin Sınıfında” adlı teknoloji hakkında okul bölgelerinin bugünlerde yaşadığı birçok belirsizliğe değinen harika makaleyi okumanızı öneriyorum.

Birçokları öğrencilerin sınıfta içeriği teknoloji olmadan da öğrenebileceğini söylüyor ve bende bu kanaatteyim. Bunu biliyoruz çünkü teknoloji sınıflara girmeden öncede öğrenciler öğrenebiliyor ve testleri geçebiliyorlardı. Eğer öğrenciler teknoloji olmadan da sınıf ortamında başarılı olabiliyorlarsa, niçin bu kadar zamanı, enerjiyi ve parayı teknolojiyi sınıflara getirmek için harcıyoruz ki? Öğrenciler okulda teknoloji olmadan başarılı olduklarında, bizler teknolojinin hayatımıza çok az dahil olduğu bir dünyada yaşıyorduk, ve öğrencileri teknolojinin günlük hayatlarının bir parçası olmadığı bir dünyaya hazırlıyorduk.

Ken Robinson’un ‘‘Eğitim Paradigmalarını Değiştirmek’’ adlı konuşmasında bir kısım

“EĞİTİMDE TEKNOLOJİ PEKİ NEDEN?” yazısını okumaya devam et

Reklamlar

ÖĞRENME, ÖĞRENDİĞİNİ UNUTMA,YENİDEN ÖĞRENME

Steve Wheeler

STEVE WHEELER

Mustafa Ajlan ABUDAK

Hepimiz öğrenmeye büyük değer veririz. Ve öğrendiğimiz çoğu şeyi unutmaya çalışmak oldukça zor olabilir. Genelde bu iyi bir şeydir. Fakat bazı zamanlar vardır ki, öğrendiğini unutmaya çalışmak yapılması gerekendir. Bazen eskiden öğrendiğiniz şeyleri belleğinizden silmeden yeni bir şeyler öğrenmek neredeyse imkânsızdır. En uç noktada, birçok akıl dışı inanç ve ön yargı, eskiden öğrendiğimiz şeyler üzerine bina edilmiş ve bizim terk edemeyeceğiz hale gelmiştir. Bu, bilişsel davranış tedavisinin üzerine inşa edildiği bir dizi klinik müdahalenin de temel prensibidir. Fobiler ve diğer psikolojik meydan okumalar, var olan duruma karşı bir tepki şeklinde verilen öğrenme reaksiyonların da varlık bulurlar ve daha sonra bu öğrenmeyi unutmayı başaramaz hale gelirler.

Zaman değişiyor. Kathy Sierra  bloğunda bir zaman çizelgesi oluşturmuş, 70’ler ve 80’ler nasıl daha iyi öğrenebildiğimiz ile ilgili olduğunu, 90’lar ve 2000’lerin ise ne kadar hızlı ve fazla öğrenebildiğimize odaklandığını, bugünün eğitiminin de aksine ne kadar öğrendiğimizi unutmalıyız şeklinde temellendirilmesi gerektiğini öne sürüyor. Eskinin işe yaramaz ve demode kurallarını öğrenmeyi unutmamamız hepimizin geliştirmesi gereken bir yetenek olduğunu söylemekte. Fütürolog  Jack Uldrich bu çıkarımı aynen tıp bilimlerine uyguluyor. Öğrendiğini unutmanın,  ‘herkesin bir sis içinde öğrendiği’ ve geleceği net bir şekilde göremediği anlayışını kabul etmek üzere olduğunu öne sürüyor. Öğrendiğini unutma, ani değişim ve belirsizliklerle mücadele etmek için kullanılacak bir strateji olabilir. Filozof Trevor Pateman öğrendiğini unutmanın daha oluşmadan durduran bir engelden söz etmekte. Bilginin edinilmesi ve hatırda tutulması üzerinde konuşan öğrenme teorisyenlerinin olduğu fakat bunların asla bu bilginin dışarı çıkartılmasına değinmediği, açgözlü bir toplumda yaşıyoruz,  diyor. Fakat öğrendiğini unutmak sadece bir şey unutmakla alakalı değildir. Bazen, daha önce edinişmiş bilgiyi dışlamakla alakalıdır yada uzun süre yüceltilmiş bir teoriyi ret etmektir. Bu, sıklıkla eğitimciler için sezgilere aykırı ve birçok öğrenen için bir tehdit teşkil edebilecek bir hissiyattır.

“ÖĞRENME, ÖĞRENDİĞİNİ UNUTMA,YENİDEN ÖĞRENME” yazısını okumaya devam et

DEĞİŞEN ÖĞRENENLER, DEĞİŞEN METODOLOJİLER

Danielle McCARTAN

Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitimin en önemli görevi diğer nesillerin yaptıklarını tekrar etmeyip yeni şeyler yapabilecek kadınlar ve erkekler yaratmaktır.  J.Piaget

Bu makale Danielle McCartan tarafından yazılmıştır. Danielle New Jersey’deki Ramapo Lisesinde yabancı dil öğretmeni ve NJ Üniversitesi lisansüstü öğrencisidir. Bu yazı onun bilgisi dahilin de yayınlanmaktadır.

Toplum ‘Merhaba, e-postamı aldın mı?’ diyen sıradan telefon çağrımızdan beri evirilmekte. Arka alan bildirimleri bu sorunla ilgileniyor, RSS beslemeleri fırından yeni çıkmış haber hikâyelerini insanlara taşıyor. Dokümanlar artık çevrimiçi erişilebilir, gerekli izne sahip herhangi bir kişi bunların düzenlenme imkânına sahip, her bir klavye vuruşu gelecekteki referans için kayıt altına alındı. Okyanuslar tarafından bölünmüş aileler, akrabalar ve arkadaşlar Skype adlı ücretsiz yazılımı kullanarak gerçek zamanlı bir şekilde birbirleriyle sohbet edebiliyorlar. Teknoloji hayatlarımız gibi eviriliyor.

Her ne kadar lise hayatı yıllarımdan çok uzak olmasam da, bugünün öğrencileri ben son sınıf öğrencisi olduğum 6 yıl öncesine göre oldukça farklı. Lise öğrencileri cep telefonlarına yapıştırılmışlar, eve gittiklerinde birbirleriyle video görüşmesi yapıyorlar, televizyon izlerken akıllı telefonlarını ve diz üstü bilgisayarlarını kullanıyorlar, bir saat içinde videoyu çekip, düzenleyip ve üretebiliyorlar. Bu kategoriye uyuyorum: ‘günümüzün ortalama üniversite mezunu hayatlarının 5.000 saatinden azını okumaya harcarken, 10.000 saatini video oyunlarıyla geçirmiş oluyor. ( 20.000 saat üzerinde seyrettikleri televizyonu hesaba katmazsak) ( Prensky 1). Gündelik konuşmada ortaya çıkan bir soru yaklaşık 3 saniye içerisinde kolaylıkla cevaplanabiliyor. Bunu gerçekleştirmek için akıllı telefonla Vikipedi’ye bakmak yeterli.

İki yeni terim meydana çıktı: Dijital Yerliler ve Dijital Göçmenler. Dijital Yerliler tüm teknolojileri kullanarak büyüyen kişileri tanımlamak için kullanılırken, Dijital Göçmenler bu farklı teknolojileri kullanmayı öğrenmek zorunda kalan önceki nesli ifade ediyor. Bu fark eğitimciler arasında bir bölünmeye neden oluyor. Büyük Bölünüş özellikle Amerika genelindeki okullarda meydandadır.’Her okula gittiğimde cihazları kapamak zorundayım.’ Bir lise öğrencisinin şikâyet ediyor.’’ (Prensky 3) Bu fenomen Birleşik Devletlerin her yanında günlük olarak meydana geliyor. Niçin? Tarihçi Peter Cochrane’nin geçerli bir cevabı var:

Öğrencilerin okuyup yazabildiği fakat birçok öğretmenin bunu yapamadığı bir okul düşünün. İşte yaşadığımız Bilgi Çağı için bir benzetmeye sahip oldunuz. (Mundorf)

“DEĞİŞEN ÖĞRENENLER, DEĞİŞEN METODOLOJİLER” yazısını okumaya devam et

DUVARLARI OLMAYAN KÜTÜPHANELER

Steve WHEELER

Mustafa Ajlan ABUDAK

Son zamanlarda kütüphanelerin dijital çağa nasıl ayak uydurmaya çalıştığı hakkında yazdım. Geleneksel kütüphane çoğu kişi tarafından toz toplayan kitap yığınlarından oluşan ve ciddi kütüphaneciler tarafından sessiz olmanızın istendiği bir yer olarak görülür. Kütüphaneler giderek bu imgelenmelerinden kurtuluyor ve yeni teknolojilerle kucaklaşıp 21 yy. öğrenimine destek veren bir yaklaşım içerisine giriyorlar.
İçeriğin dijitalleştirilmesi, sosyal medya ve mobil cihazların yaygın kullanımına yönelik teknolojilere göre kendilerini düzenlemeleri kütüphanelerde Library 2.0 adlı makalemde altını çizdiğim bazı gerçekleşen değişikliklerdi. Bu tartışmayı genişletmek üzere,  son zamanlarda Plymouth üniversitesi kütüphanesi ve kaynak merkezinden bazı iş arkadaşlarımla dijital çağda kütüphanelerin nasıl değiştiği konusunda fikirlerini almak için bazı konuşmalar gerçekleştirdim.

İlk olarak çağdaş bir kütüphanenin teknoloji müptelası bir öğrenci için bugün ne sunması gerektiğini bulmak istedim. Cevap dört katmana sahipti; içerik, hizmetler, mekân ve beceriler sağlayan kütüphaneler. Kütüphaneci arkadaşlarım daha sonra bu dört ana alanı detaylı olarak açıklamaya başladılar.

İçerik

İçerik yüzyıllardır ister kâğıt formunda isterse başka bir şekildeki kayıt şekli olsun kütüphanelerin başlıca dayanak noktası ola gelmiştir. Bununla birlikte, içeriğin doğası radikal olarak değişiyor. Kütüphane kadrosuna sorduğum ilk sorulardan biri, geçen gün meydana çıkan haberle ilgiliydi Britanica Ansiklopedisinin 224 yıldan sonra tamamen dijital ortama aktarılması ve baskısının artık yapılmayacak oluşu. Bu Amazonun 2011 sonlarında yayımladığı baskı kitaptan daha fazla Kindle e-kitabı sattığıyla ilgili raporun arkasından gelmişti.   Bu kütüphaneyi tehdit eden bir eğilim miydi? Kütüphane kadrosu bana bu gelişmeleri, dijital içeriğin bir hata keşfedildiğinde güncellenmesi çok daha kolay olan bir içerik olduğunu belirterek gerçekten oldukça olumlu karşıladıklarını söylediler. Dijital içerik bana anlatıldığı gibi raflarda duran içeriği geçerliliğini yitirmiş metne dayalı kitaplardan daha iyiydi. Britannica’nın da kabul ettiği üzere baskıda kullanabileceklerinden çok daha fazla içerik veri tabanlarında bulunmakta, bu sebeple dijitalleşme makul bir ileri adımdı. Çevrim içi ansiklopedilerle ilgili konuşmalar bizi en nihayetinde Wikipedia ve onun akademik çalışmalarıyla ilintisini tartışmaya götürdü. Wikipedia başlangıç noktası olarak iyi fakat öğrencilerin kitaplar ve akademik yayınlarda daha derin bir bilgi olduğunun farkında olmaları gerekli.

“DUVARLARI OLMAYAN KÜTÜPHANELER” yazısını okumaya devam et