EĞİTİMİN EVRİMİ

Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitimin Evrimi adlı makalede kullanılan tüm fikirlerin ana kaynağı Ken Robinson ve Bedava kitabı yazarı ve Wired editörü Chris Anderson’dur.

Hemen her ülke bugünlerde eğitim programlarını ve sistemlerini reforma tabi tutuyor. Bunun iki önemli nedeni var. İlki ekonomik; insanlar çocuklarımızı 21. yy ekonomik dünyasında nasıl yer edinebilir sorusunun yanıtını aramaktalar. Tabi bu soruyu sorarken son yaşadığımız ekonomik buhranında gösterdiği gibi, bir hafta sonra ekonominin nasıl bir gidişatı olacağı üzerine herhangi bir fikirleri yokken bunu yapıyorlar. İkinci neden ise kültüreldir. Dünya üzerindeki her devlet günümüzdeki küreselleşme çağında, çocukları nasıl yetiştirelim ki onlara kültürel bir kimlik hissi ve aidiyeti verebilelim sorusunun cevabını bulmaya çalışmaktadır. Sanayi devrimi sonrası devletlerin, içinde olduğumuz enformasyon devrimine kadar amaçladıkları yegane şey, toplumsal genleri aktarımı ve kültürel kimliğin sürdürülmesidir. Bunun için eğitim, bir tür endoktrinasyon (beyin yıkama) kampanyası şeklinde süregelmiştir. Devletlerin yapmaya çalıştığı şeyinin problemli doğası, geleceği geçmişte yaptıklarıyla yakalamaya çalışmalarıdır. Böylece milyonlarca çocuk okullara ve eğitim sistemine yabancılaşmakta ve okula gitmekte herhangi bir amaç görememektedir. Eğitim sistemi onlara doğrusal bir hayat çizelgesi sunmaktadır; sıkı çalış- disiplinli ol- koleje git ardından üniversite ve iş…

“EĞİTİMİN EVRİMİ” yazısını okumaya devam et

Reklamlar

ENFORMASYON BEDAVA OLMAK İSTİYOR

Mustafa Ajlan ABUDAK

Nec manus nuda nec intellectus sibi permissus multum valet; instrumentis et auxiliis res perficitur; quibus opus est non minus ad intellectium quam ad manum. Atque ut instrumenta manus motum aut cient aut regunt, ita et instrumenta mentis intellectui aut suggerunt aut cavent. Scientia potentia est.

 Francis Bacon

Ne çıplak bir el ne de tek başına kavrayışın kendisi çok bilgiye ulaşabilir, ancak araçlar ve yardımcılar sayesinde netice alınabilir. Zaten kavrayışın kendisi de elden daha az yardıma muhtaç değildir. Araçlar elin hareketini ya destekler ya da düzenler, bunun gibi zihnin hareketlerinde de kavrayışı teşvik eder ya da korur. ZİRA BİLGİNİN KENDİSİ GÜÇTÜR. 1

Canlılar dünyasının da bu devrimin benzeri Kambriyen çağda yaşanmıştı. Bilgi, kökeni aynı ama içeriği farklı ve karmaşık birçok yeni form üretmişti. (Novel form) Bilginin yeniden bavulunu açması için bu sefer epey uzun zaman geçmesi gerekmiş gibi görünüyor. İnternetle bilinen tüm ekonomik koşullar yeniden tanımlanmaya başlandı. Klasik altyapı daha önce hiç olmadığı kadar hızlı bir şekilde değiştirmeye ve dönüşmeye başladı. Artık bu hızlı değişim Adam Smith’in piyasa ekonomisi söyleminin açıklayamadığı bir ” yeni ekonomiyi ”ortaya çıkaracaktı. Buna bilgi ekonomisi adı verildi. Bilgi ekonomisinin ilk çocukları olan Microsoft ve Apple gibi şirketler ” temelde bilgi üreterek” klasik ekonominin elde ettiği üretim sürecinden çok daha hızlı bir şekilde değer üretip, kar elde edip, bunu daha hızlı ve etkin bir şekilde pazarlayabiliyorlardı. Artık üretilen tüm analog değerler sayısallaşarak yeryüzünde aynı anda ve her yerde olabilen bir ekonomik değer oluşturabiliyorlardı.

Daha sonra arama motorları Yahoo ve Google’lında (Hücre içindeki RNA ya benzer görev üstlendiler.) katılımıyla bilgi inanılmaz bir şekilde küre-i arzda üretilmeye, dolaşmaya, el değiştirmeye, dönüşmeye ve en önemlisi gelişmeye başladı. Bilgi sürekli farklı çevrelerde, farklı toplumlarda ve farklı süreçler içinde işleniyordu. Bu sürecin ilk yıllarında fark edilemeyense ”bilginin” gerçek bir ticari metaya dönüşmesi süreciydi. Bu o denli hızlı ve etkin bir süreçti ki, borsalar yeni ekonomiyi olağanüstü bir coşkuyla karşıladılar. ”.com ” uzantılı siteler artık şirketlerin yeni kurumsal kimliğiydi. Dünyaya açılan yeni limanlarıydı. Bilgi üreten ve satan şirketler birden dünyanın en büyükleri ve en değerli şirketleri, sahipleri de dünyanın en zengin iş adamları oluverdiler.

Enformasyon Bedava Olmak İstiyor

Tanımla başlayalım. Fransızca, İspanyolca ve İtalyanca gibi Latin dillerinde ‘’bedava’’ tek bir sözcük yerine iki sözcük olduğu için o kadar çapraşık değil. Birinci sözcük Latince liber’den türemiş ve özgürlük anlamına geliyor; diğeri Latince gratis’den türemiş. Bu sözcül, ‘’teşekkürler’’yani ‘’karşılıksız’’ veya sıfır fiyat demek olan gratiis’sin kısaltılmışı. İspanyolcada örneğin libre iyi bir şey (ifade özgürlüğü vb.) ;  gratis ise genelde bir pazarlama taktiği olarak kuşku uyandırıyor.

“ENFORMASYON BEDAVA OLMAK İSTİYOR” yazısını okumaya devam et

DUVARLARI OLMAYAN OKULLAR

Mustafa Ajlan ABUDAK

Bilgi hayatın kendisidir. Hayat canlı DNA’sında gerçekleştirdiği ilk yayın ile bu evren içinde var olmuş. Madem hayat bilgi temelinde inşa edilmiş(DNA),  hayat ortamını kısaca tanımlamamız faydalı olacaktır. Fakat hayat kendisini yeterli ve basit bir tanımlamayla açıklama çabalarına direnç gösterir. 2001’de Bernard Korzeniewski benim de katıldığım minimum bir hayat tanımlaması ile ortaya çıktı.

Korzeniewski şunu iddia ediyordu;

Hayat olumlu ve olumsuz geri bildirimlerle meydana gelmiş bir ağdır. (Network)  1

 Eğitim küresel kültürümüze ait birçok şey gibi ilk olarak Sümer okullarında başladı. Amaç hala var olan yapıdan çok da farklı olmayan bir mesleki eğitimdi. Tıpkı hücrelerde görevlerini ifa eden makinalar gibi insanlarda var oldukları toplum içerisinde belirli görevleri yerine getirmek için hala üç aşağı beş yukarı aynı modele dayanan eğitim adı verilen öğrenme süreçlerinden geçiyorlardı. Öğrenme çoğaldıkça özelleşme (hücre ve proteinlerimizdeki karmaşıklaşma) artıyordu. Sümer bu sayede sarayın ve tapınakların kayıtlarını tutmak için yazıyı keşfetmek zorunda kaldı. Bilgi bir ortama kayıt edilmediğinde insan zihninin geçiciliğine terk edilmiş oluyordu. Bu sebeple bir ortama kayıt edilmeli ve ileriki nesillere aktarılarak onlara ilerleyebilecekleri bir miras (kültürel DNA) bırakılması zorunluluğu doğmuştu. Yazı bu sebeple keşfedildi.

Fakat toplumlar, üretilen bilgi şekli, miktarı değişti. Bilgi, hayatı başlatması gibi başka bir büyük dönüşümü daha internet ile gerçekleştirdi.  Zaman giderek hızlanmakta. 1960’lardaki bir bireyden günde 3 kat daha fazla veri işlemek zorunda olan beyinlerimizdeki zaman algısı alt üst oluyor. Kuşaklar arası boşluk artık 30-40 yıl değil 5-10 yıllarla ölçülür oldu. Bugün dünyadaki ortalama bir üniversite öğrencisinin okulda bir haftada öğrendiği toplam kavram sayısı, ortaçağda bir bilim insanının hayat boyu öğrendiğinden fazladır. Bu bilgi akışı giderek hızlanan bir şekilde gündelik hayatlarımızın bir parçası olmakta. Kullandığımız teknolojiler her bireye bilgi üretimi ve paylaşımı konusunda bundan 20 yıl önce bile hayal edilemeyecek imkânlar sunmakta. Bu imkânlar dünyadaki tüm toplumlarda metafiziksel mutasyonlara yol açıyor. Ekonomilerimiz metadan bilgiye doğru evriliyor. Yazılım donanımı inşa ediyor.(Craig J. Venter’in sentetik genomu). Bir fotoğraf yazılım firması olan Instagram fotoğrafın dünyada yaygın şekilde kullanılmasını sağlayan Kodak şirketinin 12 katı piyasa değerine sahip oluyor. Google , Facebook ve Apple şirketi hisseleri borsanın en değerli ve en çok kazandıran kağıtları! Oysa ürettikleri ve sattıkları çoğunlukla veri.

Bilgi artık gücün bizzat kendisi…

Doğrudan bilgiye erişim, üretim ve paylaşmadan kaynaklı değişim talebi o kadar büyük ve hızlı ki, devletler buna ayak uydurmakta zorlanıyor. Bilgi büyüdükçe değiştirme ve dönüştürme gücü de bir o kadar artıyor. Bilginin bu çeşit bir büyük patlamayla ortaya çıkışı en son günümüzden 545 milyon yıl önce  Kambriyen dönemindeki biyolojik patlamayla yaşanmıştı. Fakat bu seferki daha büyük ve daha hızlı. İnternete bağlı teknolojilerin ürettiği toplam veri o kadar hızlı bir şekilde niceliksel olarak artıyor ki bu kartopu etkisi altında, bu verinin niteliksel analizleri gerçekleştirmek şu anki teknolojimizin sınırlarını zorluyor. Fakat en çok bu kadar çok veri ile ilişkiye geçen beyinlerimiz ve kültürlerimizi dönüştürmesi karşısında ne yapacağımızı bilemiyoruz. Verdiğimiz ilk refleksler eğitim sistemlerimizi bu beklenmedik büyük patlama karşısında güçlendirmek adına neler yapabileceğimizi düşünmek oluyor. İşte bu makalenin konusu da tamda bu. İlk olarak bu büyük veri ne demek? İstatistiksel olarak neyi ifade ediyor kısaca bakalım;

“DUVARLARI OLMAYAN OKULLAR” yazısını okumaya devam et

STANFORD EĞİTİM DENEYİ YÜKSEK ÖĞRENİMİ SONSUZA KADAR DEĞİŞTİREBİLİR..

Steven LECKART –Wired March 20, 2012 |  9:34 pm

Çev. Mustafa Ajlan ABUDAK

Stanford beni kabul etmedi. Bunu söyleyebiliyorum çünkü bu belgelenmiş bir gerçek. Bir keresinde ret edilmişliğim vardır.  Son matematik dersimi de lisede almıştım.  Sanırım bu neden iki nokta arasında en kısa rotayı belirlemenin beynimi zonklattığını açıklar. Mac book açıp Romanya’nın kaba haritasına bakıyorum. 20 şehir siyah çizgilerden oluşan bir ağla birleştirilmiş. Amacım Arad ile Bükreş arasındaki en iyi rotayı belirleyebilmek. Breadth-first, depth-first, uniform-cost, and A* gibi birkaç yararlı algoritma kullanılabilir. Her biri çeşitli patikaları değerlendirip haritanın taranmasında farklı bir strateji kullanıyor. Daha önce bu algoritmaların hiçbirini duymamış ve bir PC nin rota bulması hakkında düşünmemiştim. Fakat öğreneceğim. Bahsettiğim yeterliliklere sahip olmamama rağmen  Stanford Üniversitesi profesörlerinden  Sebastian Thrun ve Peter Norvig tarafından öğretilen CS221: Yapay Zekaya giriş dersine kaydoldum.

Geçen son bahar, Silikon vadisinin ortasında kurulu olan üniversite daha önce hiç duyulmamış bir şey gerçekleştirdi. CS221‘inde dahil olduğu web bağlantısı olan herkesin kaydolabileceği -örgün öğretimde de var olan -3 sınıf açtı. Sınıflar otomatik olarak değerlendirilecekti. Vizeler ve yıl sonu sınavlarının son derece kesin tarihlerle belirlendiğini söylemeliyiz. Fakat dersi sonunda başarı ile bitiren her öğrenci Başarı Belgesi almaya hak kazanıyor.

Dünya genelinde insanlar bu fırsat karşısında deliye dönmüş durumda. Ders katılanların 3/2’ini oluşturan 160 bin kişi Birleşik Devletler dışında yaşıyor. Güney Kore’den Yeni Zelanda’ya Azerbaycan’a kadar 190 ülkeden öğrencisi olan bir ders. Yüzden fazla gönüllü ders notlarını Bengal dilinin de dahil olduğu 44 dile çevirmek için görev aldı. Youtube’ün yasaklandığı İran’da, bir öğrenci ders kanalını olduğu gibi klonlayarak Profesöründne aldığı izinle 1000 kadar öğrenciye bu videoları yolladı.

Bilgisayar programcılığı ile uğraşan yapay zeka kafalar bir yana, sınıf arkadaşlarım ilk okul öğrencileri, orta okul fen bilimleri öğretmenleri ve yetmişlerindeki emekliler. Bir öğrenci CS221’i  Dijital çağın çevrimiçi Woodstock’u olarak tanımlıyor. Kişisel olarak, Standford’da ders görmenin hazzını yaşamak için kaydoldum. Yapay zeka ile ilgili bir şeylerde öğrenmek yanında güzel bir hediye. En nihayetinde, eğer bir gün kendi kendine giden bir arabada otoyolda 65 mille gidersem, tekerleklerin arkasındaki ile ilgili temel bir kavrayışa sahip olmak rahatlatıcı olacaktır.

Sınıfın ikinci haftası sonuna gelmeden Yapay Zeka sitemizde şöyle bir küçük uyarı ile karşılaştık;

Giriş Şartları; Olasılık ve doğrusal cebir ile ilgili sağlam bir temel gerekli olacaktır.

“STANFORD EĞİTİM DENEYİ YÜKSEK ÖĞRENİMİ SONSUZA KADAR DEĞİŞTİREBİLİR..” yazısını okumaya devam et

NEHİRLER VE İNSANLIK

Mustafa Ajlan ABUDAK

Tüm büyük uygarlıklarımız nehir havzalarında kurulmuş. Bereketli ovalar, bol ürün ve karmaşık sosyal yapının evrilmesi hep bu sayede gerçekleşmiş. Fırat ve Dicle, Nil, İndus ve Ganj, Sarı nehir hep uygarlığımızın çiçek açmasını sağlayan yataklar olmuş binlerce yıldır. Bu sosyal yapı daha sonra tıpkı suyun bereketli toprakları taşıması gibi insanlığın bilişsel birikimini taşımasını sağlayan bilgi kümeleri olarak alfabe ve yazıyı bize sağladı. Şimdi ise bu yazı ile daha da karmaşıklaşan sosyal yapımız, bilginin ışık hızıyla taşınmasını sağlayan bir başka nehrin kaynağı oldu. Bu bilgi akışının giderek debisini artırdığı çağda ya dijital bir Nuh tufanı ile karşı karşıya geleceğiz ya da bu akışı lehimize çevirip bunun dinamiği ile kendimize yeni bir çağ açma fırsatı meydana getireceğiz.

Hepimizin bildiği gibi dünya yükseköğreniminin evrimi hiç olmadığı kadar hızlandı. Bilginin akış hızı bir yılda bir yüzyıla sığabilecek değişimlerin meydana gelmesi ile algılarımızı altüst ediyor. Bugüne değin çevremizin şekillendirdiği evrimimiz artık bizim tarafımızca şekillendirilen bir süreç oluyor. Bu süreçten en çok etkilenen sosyal yapılarımız ise en temel olanları olan eğitim ve öğretim kurumlarımız. Bugüne kadar sistematik kültür kodlarının aktarıldığı kültür havuzları olan eğitim sistemleri, artık bu dijital nehre bağlı kollar haline gelmiş durumdalar.

Giderek artan bir şekilde kablosuz sosyal teknolojiler, çevrim içi kişisel ve kurumsal uygulamalarla kucaklaşıyor. Dersler, kitaplar ve öğrenme tamamıyla elektronik ortama taşınıyor. Taşınmakla kalmıyor, herkesin etkileşimde bulunup katkıda bulunabildiği hayat boyu öğrenmeyi amaçlayan bir yapıya geçiyor. Karşılıklı bilgi değiş tokuşu bir kolektif bilinç meydana getiriyor.  Bu taşınma bir yer bir mekân değişikliği değil. Bu değişim bir zaman ve mekân kavramlarının anlamının da değiştiren bir değişim. Tüm değerler dizgesinin değişimini gerektiren bir yapı sökümü çabasının zamanın akışını da değiştirmesinden bahsediyoruz. Yeni kavramların eskilerinin rahminden doğuşuna tanık ve muhatabı olmak zorundayız. Etkileşim, bilişim,  güncelleme, bilgi akışı, uzaktan öğretim, sosyal ağlar, Web 2.o hayatlarımızın yeni ve zorunlu kavramları haline geldi. Yükseköğretim bu yeni meydan okumalara uyum sağlamakla yükümlü kurumlar arasında en başta yer almakta. Bu sebeple dünya genelinde tüm yükseköğretim kurumları daha büyük kitlelere hitap eden, bütüncül bir süreç olarak eğitimi ele alan çevrim içi uygulamalarla yer aldıkları toplumlarla bütünleşme çabasındalar. İnsanlık gerçek gücünün kolektif bilgi paylaşımında saklı olduğunu artık biliyor. Kurumlarda insanları daha fazla kandıramayacaklarının artık farkındalar. Bilgi elitlerin elindeki güç olmaktan çıkıp onları tehdit eden güç olmaya başladı…

“NEHİRLER VE İNSANLIK” yazısını okumaya devam et