EĞİTİMİN EVRİMİ

Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitimin Evrimi adlı makalede kullanılan tüm fikirlerin ana kaynağı Ken Robinson ve Bedava kitabı yazarı ve Wired editörü Chris Anderson’dur.

Hemen her ülke bugünlerde eğitim programlarını ve sistemlerini reforma tabi tutuyor. Bunun iki önemli nedeni var. İlki ekonomik; insanlar çocuklarımızı 21. yy ekonomik dünyasında nasıl yer edinebilir sorusunun yanıtını aramaktalar. Tabi bu soruyu sorarken son yaşadığımız ekonomik buhranında gösterdiği gibi, bir hafta sonra ekonominin nasıl bir gidişatı olacağı üzerine herhangi bir fikirleri yokken bunu yapıyorlar. İkinci neden ise kültüreldir. Dünya üzerindeki her devlet günümüzdeki küreselleşme çağında, çocukları nasıl yetiştirelim ki onlara kültürel bir kimlik hissi ve aidiyeti verebilelim sorusunun cevabını bulmaya çalışmaktadır. Sanayi devrimi sonrası devletlerin, içinde olduğumuz enformasyon devrimine kadar amaçladıkları yegane şey, toplumsal genleri aktarımı ve kültürel kimliğin sürdürülmesidir. Bunun için eğitim, bir tür endoktrinasyon (beyin yıkama) kampanyası şeklinde süregelmiştir. Devletlerin yapmaya çalıştığı şeyinin problemli doğası, geleceği geçmişte yaptıklarıyla yakalamaya çalışmalarıdır. Böylece milyonlarca çocuk okullara ve eğitim sistemine yabancılaşmakta ve okula gitmekte herhangi bir amaç görememektedir. Eğitim sistemi onlara doğrusal bir hayat çizelgesi sunmaktadır; sıkı çalış- disiplinli ol- koleje git ardından üniversite ve iş…

“EĞİTİMİN EVRİMİ” yazısını okumaya devam et

Reklamlar

UYUM SAĞLAYICI ÖĞRENME: ÇOÇUKLARINIZ NİÇİN SİZDEN DAHA ZEKİ OLACAK?

bukalemun

Lauren Drell Temmuz 17, 2012  

Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitim büyük bir problem. Knewton CEO’su Jose Ferreira böyle diyor. Tüm hayatını 1991’de Kaplan’da başlayarak eğitim alanında geçirmiş. 1993’de uyum sağlayıcı öğrenmeyi (adaptive learning) Kaplan’a getirmeye çalıştı, fakat fabrika gibi bir ortama sahip, sadece birkaç kişinin bilgisayara sahip olduğu bir yerde bu oldukça zordu. Ferreria zamanını ötesindeydi. Teknoloji uyum sağlayıcı öğrenmeyi mümkün kılar kılmaz, 2008’de uyum sağlayıcı öğrenme platformunu Knewton’ı kurdu.

Eğitim,  endüstriler arasında en çok gelir getiren bir konumda olmayabilir, fakat $7 trilyonluk küresel endüstri artık bir yeniliğe hazırdı. Bugüne kadar Knewton, öğrenme alışkanlıklarınızdan toplanıp elde edilen veriye dayanarak, size sunulan içeriğin kişiselleştirilmesini sağlayan, neyi bilip neyi bilmediğinize göre tepki vererek, daha iyi öğrenmenize yardım eden Uyum Sağlayıcı Öğrenme Platformunun kurulması için $54 milyon bağış topladı. Kısaca Knewton, daha zekice tasarlanmış bir öğrenmeyi mümkün kıldı. Sonuç olarak, öğrenciler okula çok daha iyi bir şekilde hazırlanmış oluyor ve sınıfı daha verimli bir hale geliyor.

Knewton’ın 190 ülkede öğrencisi var, önümüzdeki son bahar 600. 000 öğrencinin Knewton platformunu kullanacak. Mashable, Ferreira ile büyük veri, yenilikçi yaklaşımına ilhamın neyi verdiği ve Knewton dünya genelinde eğitimde nasıl bir etkisi olabileceği hakkında konuştu.

Knewton’nın kurucusu ve CEO’su Jose Ferreira

Knewton’ı 2008’de kurdunuz. Bu nasıl gerçekleşti? Uyum Sağlayıcı Öğrenme şirketi kurmanızdaki itici güç neydi?

Kariyerimin büyük çoğunluğu eğitim ve teknoloji içinde geçti. Kaplan’da çalıştım ve kar bazlı eğitimde yenilik getirmekle görevli kişilerin ilkiydim. Sanırım doğru yer, doğru zamandı ve işlevsellik adına neyin ulaşılabilir ve neyin olası olduğu bana açıkça gözükmüştü. Eğitim daima inanılmaz boyutta veri üretiyordu, bu daima gözlediğim bir durumdu. Fakat teknolojinin buna yetişmesi gerekliydi.

“UYUM SAĞLAYICI ÖĞRENME: ÇOÇUKLARINIZ NİÇİN SİZDEN DAHA ZEKİ OLACAK?” yazısını okumaya devam et

DEĞİŞEN ÖĞRENENLER, DEĞİŞEN METODOLOJİLER

Danielle McCARTAN

Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitimin en önemli görevi diğer nesillerin yaptıklarını tekrar etmeyip yeni şeyler yapabilecek kadınlar ve erkekler yaratmaktır.  J.Piaget

Bu makale Danielle McCartan tarafından yazılmıştır. Danielle New Jersey’deki Ramapo Lisesinde yabancı dil öğretmeni ve NJ Üniversitesi lisansüstü öğrencisidir. Bu yazı onun bilgisi dahilin de yayınlanmaktadır.

Toplum ‘Merhaba, e-postamı aldın mı?’ diyen sıradan telefon çağrımızdan beri evirilmekte. Arka alan bildirimleri bu sorunla ilgileniyor, RSS beslemeleri fırından yeni çıkmış haber hikâyelerini insanlara taşıyor. Dokümanlar artık çevrimiçi erişilebilir, gerekli izne sahip herhangi bir kişi bunların düzenlenme imkânına sahip, her bir klavye vuruşu gelecekteki referans için kayıt altına alındı. Okyanuslar tarafından bölünmüş aileler, akrabalar ve arkadaşlar Skype adlı ücretsiz yazılımı kullanarak gerçek zamanlı bir şekilde birbirleriyle sohbet edebiliyorlar. Teknoloji hayatlarımız gibi eviriliyor.

Her ne kadar lise hayatı yıllarımdan çok uzak olmasam da, bugünün öğrencileri ben son sınıf öğrencisi olduğum 6 yıl öncesine göre oldukça farklı. Lise öğrencileri cep telefonlarına yapıştırılmışlar, eve gittiklerinde birbirleriyle video görüşmesi yapıyorlar, televizyon izlerken akıllı telefonlarını ve diz üstü bilgisayarlarını kullanıyorlar, bir saat içinde videoyu çekip, düzenleyip ve üretebiliyorlar. Bu kategoriye uyuyorum: ‘günümüzün ortalama üniversite mezunu hayatlarının 5.000 saatinden azını okumaya harcarken, 10.000 saatini video oyunlarıyla geçirmiş oluyor. ( 20.000 saat üzerinde seyrettikleri televizyonu hesaba katmazsak) ( Prensky 1). Gündelik konuşmada ortaya çıkan bir soru yaklaşık 3 saniye içerisinde kolaylıkla cevaplanabiliyor. Bunu gerçekleştirmek için akıllı telefonla Vikipedi’ye bakmak yeterli.

İki yeni terim meydana çıktı: Dijital Yerliler ve Dijital Göçmenler. Dijital Yerliler tüm teknolojileri kullanarak büyüyen kişileri tanımlamak için kullanılırken, Dijital Göçmenler bu farklı teknolojileri kullanmayı öğrenmek zorunda kalan önceki nesli ifade ediyor. Bu fark eğitimciler arasında bir bölünmeye neden oluyor. Büyük Bölünüş özellikle Amerika genelindeki okullarda meydandadır.’Her okula gittiğimde cihazları kapamak zorundayım.’ Bir lise öğrencisinin şikâyet ediyor.’’ (Prensky 3) Bu fenomen Birleşik Devletlerin her yanında günlük olarak meydana geliyor. Niçin? Tarihçi Peter Cochrane’nin geçerli bir cevabı var:

Öğrencilerin okuyup yazabildiği fakat birçok öğretmenin bunu yapamadığı bir okul düşünün. İşte yaşadığımız Bilgi Çağı için bir benzetmeye sahip oldunuz. (Mundorf)

“DEĞİŞEN ÖĞRENENLER, DEĞİŞEN METODOLOJİLER” yazısını okumaya devam et