Çevrimiçi Çevrimdışı Dijital Öğrenme Atölyesi- Viyana NoLabel Project

IMG_0777

24-29 Mayıs arasında Viyan’da No Label Project tarafından gerçekleştirilen Çevrimiçi Çevrimdışı Dijital Öğrenme : Kullanıcı Dostu Deneyim Atölyesi oldukça verimli geçti. Atölye çalışmasında teknoloji devriminin eğitime getirdiği boyutları detaylıca işledik, konuştuk, tartıştık. Özellikle öğrenci merkezli eğitimin ve işsizliğe karşı neler yapılabileceği üzerinde hararetli beyin fırtınaları oldu. Avrupa Topluluğunun önümüzdeki 20 yıl içerisinde eğitim ve internet güvenliği açısından ( mahrumiyetin korunması da dahil) neler yapması gerektiği ile ilgili tartışmalarda oldukça ilginç fikirler çıktı.  Güzel arkadaşlıklar ve bağlantılar kurduk. Atölyede gerçekleşen tüm bu sunum ve tartışmaları yakında bir değerlendirme metni şeklinde burada sunacağım. 

IMG-20140329-WA0005_1

IMG_20140327_163727_1 IMG_20140327_164025_1

http://nolabelproject.org/users-friendly-experience/

Reklamlar

DİJİTAL GELİŞİM ALANI

web 2.0

Mustafa Ajlan ABUDAK

Dijital türleşme, Viktorya dönemi sanayi devriminin icadı tüm kurumları ve yapıları (üretim şekilleri, bürokratik devlet ve onun kurumlarını) biz farkına bile varmadan aniden başkalaşmak zorunda bırakıyor. Batı modeli kendi geliştirdiği ağ sayesinde kendini dönüştürüyor. Bunu isteyerek yapıyor değil. İlk hamle olan analogtan dijitale geçiş süreci biraz daha uzun zamana yayılmıştı. Hala bu sürecin içindeyiz diye düşünenler, geçmişte yaşıyor olup sadece şu anki mekanları paylaştığımız kişiler ve bu paylaşım da sonlanmak üzere.

 Yoğun geçiş, (Heavy switching) çoklu göreve (multitasking) karşıt olarak, bu konuda artan bilimsel kanıtların da gösterdiği gibi, insanların sadece çoklu görevleri gerçekten yapmakla kalmadıklarını, aynı zamanda görevler arasında çok hızlı geçiş sergilediklerini ve daha önemlisi kendilerinin resmi öğrenme ortamları, iş ortamları ve aile ortamlarını gibi mekanlar/ortamlar arasında da bu geçişi sürdürdükleri idrakidir. Diz üstü bilgisayarınızın olduğu yer sizin ortamınız olduğunda, insanlar görevler arasında gerçekten oldukça yoğun geçiş sergileyebilirler.

Aşkın öğrenme (Translearning) tek bir yer/mekan/ortamda öğrenmektense yani alışılageldik eğitim kurumları çatısı altında öğrenmeyi gerçekleştirmektense , öğrenme kaynaklarının hazır bulunduğu her ortamda öğrenme ile ilgilidir. 1

Lev Vygotsky’nin bilginin ediniminin nasıl gerçekleştiği ile ilgili 1920’lerde gerçekleştirdiği çalışmalarından en önemlilerinden olan ”Yakınsak Gelişim Alanı ” nın (Zone of Proximal Development-ZPD) nihai genişlemesi ile karşı karşıyayız. Ne diyordu büyük Vygotsky? Bir birey tek başına öğrenebileceğinden daha fazlasını yakınsak gelişim alanıyla işbirliği yaparak işbirlikli öğrenme yoluyla öğrenebilir. Bu yakınsak gelişim alanının tanımını yapmak 20 yy. başlarında oldukça kolaydı. İnsanın ” erişilebilir ” çevresi fiziki vücudunun onu sınırladığı görsel/işitsel alanların (aile, okul belkide şehir) içerisinde çok daha küçük bir alanı (duyusal etkileşim alanı; oda, sınıf, park) temsil edebiliyordu. Peki, ya şimdi? İnternet her evi/odayı dünyanın etkileşimli bir parçası yaptı ve hatta cihazların internete her an ve yerde ” erişilebilir ” olmasıyla, yakınsak gelişim alanı dünya çapında bir ekran haline geldi.

METAFİZİKSEL MUTASYON

Bilginin sağladığı potansiyel olanaklar ne kadar büyükse değişim talebi de o denli büyüktür. Sanayi devriminden bu yana insan doğaya doğrudan müdahale ederek geri dönülmez bir süreç başlatmıştı. Artık doğa onu değil, o doğaya şekil vermeye ve çevresel koşulları doğrudan ya da dolaylı kendi belirlemeye başlamıştı. Şimdi ise bilgi insanın nasıl değişeceğine karar veriyor. İnternet sayesinde küresel kolektif bir bilinç gelişiyordu. Yaşadığımız metafiziksel mutasyonlar (İnternet devrimi ve ekonomik krizler) bizleri dönüşümde daha önce görülmedik bir hızla kendine uyuma zorluyor.

İnternet ile birlikte yakınsak gelişim alanı birbirine erişebilen ve birbirini anlayabilen, birbirinden öğrenebilen ve empati kurabilen ve birbirinden anında haberdar bir insanlık ailesi inşa ediyor. Biz öğretmenler ve eğitim kurumları bu inşanın neresindeyiz? Öğrenen ile öğretenin yer değiştirmekte olduğu bir zamanın rehberleri olmak için ne yapmalıyız?

“DİJİTAL GELİŞİM ALANI” yazısını okumaya devam et

EĞİTİMDE TEKNOLOJİ PEKİ NEDEN?

Jake Glasgow, Instructional Technology Specialist from Upstate NY – Çev. Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitimde teknolojinin kullanılmasının öğrenmedeki etkisi üzerine son zamanlarda oldukça fazla konuşma cereyan etmekte. ”Eğitimde teknolojiye harcanan milyonlarca doların haklılığını kanıtlayan veriler nerede?” Sizlere NY Matt Richtel’in yazdığı ” Geleceğin Sınıfında” adlı teknoloji hakkında okul bölgelerinin bugünlerde yaşadığı birçok belirsizliğe değinen harika makaleyi okumanızı öneriyorum.

Birçokları öğrencilerin sınıfta içeriği teknoloji olmadan da öğrenebileceğini söylüyor ve bende bu kanaatteyim. Bunu biliyoruz çünkü teknoloji sınıflara girmeden öncede öğrenciler öğrenebiliyor ve testleri geçebiliyorlardı. Eğer öğrenciler teknoloji olmadan da sınıf ortamında başarılı olabiliyorlarsa, niçin bu kadar zamanı, enerjiyi ve parayı teknolojiyi sınıflara getirmek için harcıyoruz ki? Öğrenciler okulda teknoloji olmadan başarılı olduklarında, bizler teknolojinin hayatımıza çok az dahil olduğu bir dünyada yaşıyorduk, ve öğrencileri teknolojinin günlük hayatlarının bir parçası olmadığı bir dünyaya hazırlıyorduk.

Ken Robinson’un ‘‘Eğitim Paradigmalarını Değiştirmek’’ adlı konuşmasında bir kısım

“EĞİTİMDE TEKNOLOJİ PEKİ NEDEN?” yazısını okumaya devam et

UYUM SAĞLAYICI ÖĞRENME: ÇOÇUKLARINIZ NİÇİN SİZDEN DAHA ZEKİ OLACAK?

bukalemun

Lauren Drell Temmuz 17, 2012  

Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitim büyük bir problem. Knewton CEO’su Jose Ferreira böyle diyor. Tüm hayatını 1991’de Kaplan’da başlayarak eğitim alanında geçirmiş. 1993’de uyum sağlayıcı öğrenmeyi (adaptive learning) Kaplan’a getirmeye çalıştı, fakat fabrika gibi bir ortama sahip, sadece birkaç kişinin bilgisayara sahip olduğu bir yerde bu oldukça zordu. Ferreria zamanını ötesindeydi. Teknoloji uyum sağlayıcı öğrenmeyi mümkün kılar kılmaz, 2008’de uyum sağlayıcı öğrenme platformunu Knewton’ı kurdu.

Eğitim,  endüstriler arasında en çok gelir getiren bir konumda olmayabilir, fakat $7 trilyonluk küresel endüstri artık bir yeniliğe hazırdı. Bugüne kadar Knewton, öğrenme alışkanlıklarınızdan toplanıp elde edilen veriye dayanarak, size sunulan içeriğin kişiselleştirilmesini sağlayan, neyi bilip neyi bilmediğinize göre tepki vererek, daha iyi öğrenmenize yardım eden Uyum Sağlayıcı Öğrenme Platformunun kurulması için $54 milyon bağış topladı. Kısaca Knewton, daha zekice tasarlanmış bir öğrenmeyi mümkün kıldı. Sonuç olarak, öğrenciler okula çok daha iyi bir şekilde hazırlanmış oluyor ve sınıfı daha verimli bir hale geliyor.

Knewton’ın 190 ülkede öğrencisi var, önümüzdeki son bahar 600. 000 öğrencinin Knewton platformunu kullanacak. Mashable, Ferreira ile büyük veri, yenilikçi yaklaşımına ilhamın neyi verdiği ve Knewton dünya genelinde eğitimde nasıl bir etkisi olabileceği hakkında konuştu.

Knewton’nın kurucusu ve CEO’su Jose Ferreira

Knewton’ı 2008’de kurdunuz. Bu nasıl gerçekleşti? Uyum Sağlayıcı Öğrenme şirketi kurmanızdaki itici güç neydi?

Kariyerimin büyük çoğunluğu eğitim ve teknoloji içinde geçti. Kaplan’da çalıştım ve kar bazlı eğitimde yenilik getirmekle görevli kişilerin ilkiydim. Sanırım doğru yer, doğru zamandı ve işlevsellik adına neyin ulaşılabilir ve neyin olası olduğu bana açıkça gözükmüştü. Eğitim daima inanılmaz boyutta veri üretiyordu, bu daima gözlediğim bir durumdu. Fakat teknolojinin buna yetişmesi gerekliydi.

“UYUM SAĞLAYICI ÖĞRENME: ÇOÇUKLARINIZ NİÇİN SİZDEN DAHA ZEKİ OLACAK?” yazısını okumaya devam et

DEĞİŞEN ÖĞRENENLER, DEĞİŞEN METODOLOJİLER

Danielle McCARTAN

Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitimin en önemli görevi diğer nesillerin yaptıklarını tekrar etmeyip yeni şeyler yapabilecek kadınlar ve erkekler yaratmaktır.  J.Piaget

Bu makale Danielle McCartan tarafından yazılmıştır. Danielle New Jersey’deki Ramapo Lisesinde yabancı dil öğretmeni ve NJ Üniversitesi lisansüstü öğrencisidir. Bu yazı onun bilgisi dahilin de yayınlanmaktadır.

Toplum ‘Merhaba, e-postamı aldın mı?’ diyen sıradan telefon çağrımızdan beri evirilmekte. Arka alan bildirimleri bu sorunla ilgileniyor, RSS beslemeleri fırından yeni çıkmış haber hikâyelerini insanlara taşıyor. Dokümanlar artık çevrimiçi erişilebilir, gerekli izne sahip herhangi bir kişi bunların düzenlenme imkânına sahip, her bir klavye vuruşu gelecekteki referans için kayıt altına alındı. Okyanuslar tarafından bölünmüş aileler, akrabalar ve arkadaşlar Skype adlı ücretsiz yazılımı kullanarak gerçek zamanlı bir şekilde birbirleriyle sohbet edebiliyorlar. Teknoloji hayatlarımız gibi eviriliyor.

Her ne kadar lise hayatı yıllarımdan çok uzak olmasam da, bugünün öğrencileri ben son sınıf öğrencisi olduğum 6 yıl öncesine göre oldukça farklı. Lise öğrencileri cep telefonlarına yapıştırılmışlar, eve gittiklerinde birbirleriyle video görüşmesi yapıyorlar, televizyon izlerken akıllı telefonlarını ve diz üstü bilgisayarlarını kullanıyorlar, bir saat içinde videoyu çekip, düzenleyip ve üretebiliyorlar. Bu kategoriye uyuyorum: ‘günümüzün ortalama üniversite mezunu hayatlarının 5.000 saatinden azını okumaya harcarken, 10.000 saatini video oyunlarıyla geçirmiş oluyor. ( 20.000 saat üzerinde seyrettikleri televizyonu hesaba katmazsak) ( Prensky 1). Gündelik konuşmada ortaya çıkan bir soru yaklaşık 3 saniye içerisinde kolaylıkla cevaplanabiliyor. Bunu gerçekleştirmek için akıllı telefonla Vikipedi’ye bakmak yeterli.

İki yeni terim meydana çıktı: Dijital Yerliler ve Dijital Göçmenler. Dijital Yerliler tüm teknolojileri kullanarak büyüyen kişileri tanımlamak için kullanılırken, Dijital Göçmenler bu farklı teknolojileri kullanmayı öğrenmek zorunda kalan önceki nesli ifade ediyor. Bu fark eğitimciler arasında bir bölünmeye neden oluyor. Büyük Bölünüş özellikle Amerika genelindeki okullarda meydandadır.’Her okula gittiğimde cihazları kapamak zorundayım.’ Bir lise öğrencisinin şikâyet ediyor.’’ (Prensky 3) Bu fenomen Birleşik Devletlerin her yanında günlük olarak meydana geliyor. Niçin? Tarihçi Peter Cochrane’nin geçerli bir cevabı var:

Öğrencilerin okuyup yazabildiği fakat birçok öğretmenin bunu yapamadığı bir okul düşünün. İşte yaşadığımız Bilgi Çağı için bir benzetmeye sahip oldunuz. (Mundorf)

“DEĞİŞEN ÖĞRENENLER, DEĞİŞEN METODOLOJİLER” yazısını okumaya devam et

1.5 MİLYON ANTİK METİN ÇEVRİMİÇİ

cropped-the-old-library.jpg

Mustafa Ajlan ABUDAK

Bu hafta Oxford Üniversitesi ve Vatikan çoğunluğu 16.yy ve öncesi olan 1.5 milyon nadir antik metni dijital hale getirip çevrim içi erişime açmak konusunda bir planları olduğunu açıkladı. Projenin yaklaşık 4 yıllık bir zamanı kapsaması umuluyor ve bunun gerçekleşmesi yüksek öğrenim, sağlık araştırmaları, bilim ve sanat konularındaki  diğer genel konular da 2 milyon £ (yaklaşık $ 3.1 milyon) bağış da bulunan bir yardım kuruluşu olan Polonsky Vakfı sayesinde olacak.

Özellikle, metinler  Oxford’un Bodleian Kütüphanesi ve Vatikan Kutsal Kütüphanesinden ( Biblioteca Apostolica VaticanaBAV– ) sayfalar içerecek. Dijital içeriğe çevrilmiş sayfalar Roma ve çevre bölgelerden ; erken dönem kilise metinleri olan Yunan el yazmaları, erken dönem baskı kitaplar-incunabula olarak adlandırılıyorlar- Homer, Sofokles, Hipokrat, Plato ve Rönesans ve Orta Çağ’dan kalan İbranice el yazmalarını kapsıyor. Projenin içindeki içeriğin yaklaşık  3’te 2’si BAV ve Bodleian dan geliyor, dijitalleştirme projesi  Oxford Read’e göre akademisyenler için  bu iki büyük koleksiyoncu arasında parçalanmış birçok metnin sanal olarak birleştirilmesini sağlayacak.

 Polonsky Vakfı tarafından projenin amacı,  ” bilgiye erişimin demokratikleştirilmesi, küresel ölçekte kaynak zenginliğinin  paylaşılmasında önemli bir adım atılması ve bu iki büyük kütüphane koleksiyonu arasında dijital erişimin artırılması” olarak  ortaya konmuştur.

“1.5 MİLYON ANTİK METİN ÇEVRİMİÇİ” yazısını okumaya devam et