Çevrimiçi Çevrimdışı Dijital Öğrenme Atölyesi- Viyana NoLabel Project

IMG_0777

24-29 Mayıs arasında Viyan’da No Label Project tarafından gerçekleştirilen Çevrimiçi Çevrimdışı Dijital Öğrenme : Kullanıcı Dostu Deneyim Atölyesi oldukça verimli geçti. Atölye çalışmasında teknoloji devriminin eğitime getirdiği boyutları detaylıca işledik, konuştuk, tartıştık. Özellikle öğrenci merkezli eğitimin ve işsizliğe karşı neler yapılabileceği üzerinde hararetli beyin fırtınaları oldu. Avrupa Topluluğunun önümüzdeki 20 yıl içerisinde eğitim ve internet güvenliği açısından ( mahrumiyetin korunması da dahil) neler yapması gerektiği ile ilgili tartışmalarda oldukça ilginç fikirler çıktı.  Güzel arkadaşlıklar ve bağlantılar kurduk. Atölyede gerçekleşen tüm bu sunum ve tartışmaları yakında bir değerlendirme metni şeklinde burada sunacağım. 

IMG-20140329-WA0005_1

IMG_20140327_163727_1 IMG_20140327_164025_1

http://nolabelproject.org/users-friendly-experience/

Reklamlar

EĞİTİMİN EVRİMİ

Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitimin Evrimi adlı makalede kullanılan tüm fikirlerin ana kaynağı Ken Robinson ve Bedava kitabı yazarı ve Wired editörü Chris Anderson’dur.

Hemen her ülke bugünlerde eğitim programlarını ve sistemlerini reforma tabi tutuyor. Bunun iki önemli nedeni var. İlki ekonomik; insanlar çocuklarımızı 21. yy ekonomik dünyasında nasıl yer edinebilir sorusunun yanıtını aramaktalar. Tabi bu soruyu sorarken son yaşadığımız ekonomik buhranında gösterdiği gibi, bir hafta sonra ekonominin nasıl bir gidişatı olacağı üzerine herhangi bir fikirleri yokken bunu yapıyorlar. İkinci neden ise kültüreldir. Dünya üzerindeki her devlet günümüzdeki küreselleşme çağında, çocukları nasıl yetiştirelim ki onlara kültürel bir kimlik hissi ve aidiyeti verebilelim sorusunun cevabını bulmaya çalışmaktadır. Sanayi devrimi sonrası devletlerin, içinde olduğumuz enformasyon devrimine kadar amaçladıkları yegane şey, toplumsal genleri aktarımı ve kültürel kimliğin sürdürülmesidir. Bunun için eğitim, bir tür endoktrinasyon (beyin yıkama) kampanyası şeklinde süregelmiştir. Devletlerin yapmaya çalıştığı şeyinin problemli doğası, geleceği geçmişte yaptıklarıyla yakalamaya çalışmalarıdır. Böylece milyonlarca çocuk okullara ve eğitim sistemine yabancılaşmakta ve okula gitmekte herhangi bir amaç görememektedir. Eğitim sistemi onlara doğrusal bir hayat çizelgesi sunmaktadır; sıkı çalış- disiplinli ol- koleje git ardından üniversite ve iş…

“EĞİTİMİN EVRİMİ” yazısını okumaya devam et

EĞİTİMDE TEKNOLOJİ PEKİ NEDEN?

Jake Glasgow, Instructional Technology Specialist from Upstate NY – Çev. Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitimde teknolojinin kullanılmasının öğrenmedeki etkisi üzerine son zamanlarda oldukça fazla konuşma cereyan etmekte. ”Eğitimde teknolojiye harcanan milyonlarca doların haklılığını kanıtlayan veriler nerede?” Sizlere NY Matt Richtel’in yazdığı ” Geleceğin Sınıfında” adlı teknoloji hakkında okul bölgelerinin bugünlerde yaşadığı birçok belirsizliğe değinen harika makaleyi okumanızı öneriyorum.

Birçokları öğrencilerin sınıfta içeriği teknoloji olmadan da öğrenebileceğini söylüyor ve bende bu kanaatteyim. Bunu biliyoruz çünkü teknoloji sınıflara girmeden öncede öğrenciler öğrenebiliyor ve testleri geçebiliyorlardı. Eğer öğrenciler teknoloji olmadan da sınıf ortamında başarılı olabiliyorlarsa, niçin bu kadar zamanı, enerjiyi ve parayı teknolojiyi sınıflara getirmek için harcıyoruz ki? Öğrenciler okulda teknoloji olmadan başarılı olduklarında, bizler teknolojinin hayatımıza çok az dahil olduğu bir dünyada yaşıyorduk, ve öğrencileri teknolojinin günlük hayatlarının bir parçası olmadığı bir dünyaya hazırlıyorduk.

Ken Robinson’un ‘‘Eğitim Paradigmalarını Değiştirmek’’ adlı konuşmasında bir kısım

“EĞİTİMDE TEKNOLOJİ PEKİ NEDEN?” yazısını okumaya devam et

ÖĞRENME OYUNU KEŞFE DAYANIR..

Children Playing

Mustafa Ajlan ABUDAK

Dünya bir oyun alanı mıdır? Şüphesiz.. Bir diğer gerçekte oyun arkadaşlarımız olmadan oyunun gerçek anlamı olan öğrenmeyi gerçekleştirmemiz çok zordur. Bizi oyun oynamaya iten motifler can sıkıntısından mı kaynaklanır, yoksa sosyalleşme ve öğrenmenin keşfe dayalı tek yolu oyun olduğu için mi buna zorunluyuz? Genlerimizdeki evrimsel miras ve çevremizin sağladığı olanaklar sadece biyolojik bir evrimi mi tetikler? Elbette hayır. Evrim hayatın her alanında ister biyolojik ister bilişsel olsun, benzer süreçlerden faydalanarak ilerler. Şimdi bu iddiamı biraz acayım. İlk olarak sosyal kültürel kuram ile başlamak gerekli..

“Sosyal Kültürel Kuram’ ise sosyal etkileşim ve ferdin bilişsel gelişimi arasındaki neden-sonuçsal ilişkinin önemini vurgular. Bu yaklaşım Vygotsky’nin yakınsak gelişim alanı (zone of proximal development) yaklaşımından geliştirilmiştir (Kumar, 1996). Bir öğrenci yetişkin ve/veya kendisinden daha yetenekli arkadaşlarından işbirliğine dayalı ortamda öğrendiği teknikleri başka durumlarda kullanmayı öğrenebilir. Kısacası öğrenci yetişkinler veya akranlarından sosyal etkileşim yoluyla öğrendiklerini içselileştirirler (Dillenbourg vd, 1994). ”

Araştırmacılar işbirliğine dayalı eğitimin, eğer etkiliyorsa, öğrenmeyi nasıl etkilediğini anlamaya çalışmışlardır. İşbirliği iki uçlu bir sürecin bir parçası olarak kabul edilebilir. Bir uçta öğrenme yarışmacı bir ortamda gerçekleşir. Bu uçta öğrenciler kendi başarılarının sınıf arkadaşlarının başarısına bağlı olarak göreceli olduğunun farkındadır. Bu durum yarışmacı (competitive) olarak adlandırılabilir (Kumar, 1996). Bunun zıttı olarak öbür uçta öğrenciler akranlarının katkı ve önerilerinin önemini kavrarlar. Bu durumda öğrenme işbirliğine dayalı (collaborative) bir hal alır (Kumar, 1996). İşbirliğine dayalı eğitimde öğrenciler ortak karar verilmiş projede, etkileşim ve tartışma sonucu elde edilecek ürün üzerinde çalışırlar (Underwood, 1998). Yetenekler çerçevesinde görevler öğrenciler arasında ferdî olarak yapılır. Yalnız sonuçta elde edilen ürün paylaşılan üzerinde anlaşılmış bilgi ve çalışma ürünüdür (Jeong ve Chi, 1998). Sürekli iletişim sayesinde ferdi gayretler bir araya getirilmiş ve üzerinde karar birliğine varılmış, açık bir hedefe ulaşma başarısı elde edilmiş olur (Jeong ve Chi, 1998). İşbirlikçi öğrenim’ bir öğretim metoduna atıftır. Bu metotta öğrenciler ortak bir amaç için küçük gruplar halinde birlikte çalışırlar. Öğrenciler kendilerinin olduğu kadar birbirlerinin başarısından da sorumludurlar. Böylece bir öğrencinin başarılı olması diğerlerinin de olmasına katkı sağlar (Johnson ve Johnson, 1998)”. 1

İnsanı insan yapan sosyal bir canlı olmasıdır. Dil ve büyük beyinlerimiz bunun en olağanüstü meyveleridir. Fakat bazılarımız diğerlerinden her zaman bir parça önde olmanın anahtarı olarak sosyal etkileşimi bir avantaja dönüştürmüştür. Biz bu insanlara kaşifler diyoruz..

“ÖĞRENME OYUNU KEŞFE DAYANIR..” yazısını okumaya devam et

BİLGİNİN EVRİMİ: BÜYÜK VERİ ÇAĞI

Mustafa Ajlan ABUDAK

Küresel manada dünya metafiziksel bir organizma halini gerçekten internet ile sağlayabilmiş durumda. Bu bilinç, İnternet den önce asla var olabileceğine ihtimal verilmeyen bir dünyaydı. Bilginin evrimi giderek bizleri bir bilgeliğe doğru ulaştırmaya çabalıyor gibi görünüyor. 1500’lü yıllarda yaşamış bir kişinin hayat boyu işlediği  bilgiyi bugün ortalama bir insan bir günde öğreniyor. Bunun beyinlerimize nasıl bir yük bindirdiğini düşünün.Bu yük sadece beyinlere değil, uluslara,devletlere ve devletler üstü yapılara da yükler bindiriyor.

Metafiziksel Mutasyonumuz

Ekonomi tüm yeryüzünün toplam canlılığının ürettiği her şey ise, artık sınırlara sahip olmayan bir dünyada küresel olanı yerel renklere göre biçimlendirenler evrenselleşiyor. Çünkü internet bin yıllardır başaramadığımız bir şeyi gerçekleştirdi: Bu dünyanın ekolojik olduğu kadar sosyal olarak ta bir organizma içeriğinin olduğunu, bir yerde oluşan rahatsızlığın organizmanın bütününü ilgilendirdiğini, hepimizin aynı gemide olduğunu ve adil bir paylaşımın ancak sürece ne denli çok ülke dâhil olursa o denli gerçekleşebileceğini gösterdi. Küçük bir parça olmadan gözümüzün göremeyeceği ya da bir kelebeğin kanat çırpışlarının fırtınaya yol açabileceği gibi gerçekler artık sosyal hayatlarımızın da gerçekliği oldular. Madem ki değişim kaçınılmazdır. O halde, değişimi evirilebilmek için rasyonel bir biçimde kullanmalıyız. Tıpkı evrimin ilerlemek için kullandığı içkin rasyonel planlar ,süreçler ve mekanizmaların yaptığı gibi..Bu sefer internet metafiziksel bir mutasyonu tetikledi ve insan aklı onu bilgiye ulaşmak için seçti: Büyük veri…

“BİLGİNİN EVRİMİ: BÜYÜK VERİ ÇAĞI” yazısını okumaya devam et

İYİ BİR EĞİTİM SİSTEMİ NASIL OLMALI?

http://propelsteps.files.wordpress.com/2013/06/education-system-in-out-cartoon.jpg?w=600&h=377

Eser KARAKAŞ

Eğitim süreçlerinin çıktılarına yönelik çok önemli ölçme yöntemleri geliştiriliyor. Bizim de üyesi olduğumuz OECD bu çalışmalarda başı çekiyor; en önemli örneklerden biri de PISA araştırması ve sonuçları. Bu çalışmalarda son senelerde Finlandiya en ön sıralarda yer alıyor, bu durum da doğal olarak eğitim meselesiyle ilgilenenlerin dikkatini çekiyor; Finlandiya gibi bir ülkeden, son zamanlarda başı sıkıntıda da olsa, Nokia gibi bir teknoloji devinin çıkması boşuna değil herhalde.

Finlandiya’lı bir profesör, yazar, eğitimci olan Pasi Sahlberg 2011’de “Finnish Lessons” (Finlandiya’dan çıkarılacak dersler) isimli bir kitap yayınlıyor; elimde Sahlberg ile yapılan bir söyleşi var ve Sahlberg bu söyleşide Finladiya’nın eğitimde elde ettiği başarılarının sırlarını özetliyor ve iyi bir eğitim sisteminin sahip olması gereken beş temel unsuru ortaya koyuyor.

1-İlk mesele okullaşma oranının yükselmesi; Sahlberg’e göre bir eğitim sisteminin başarısının ilk koşulu diploma dağılımının çeşitliliği ve bu diploma çeşitliliğinin sadece iyi öğrencilerle değil, toplumun her kesiminden gelen,sorunlu öğrencilerle de eşite yakın bir ölçüde paylaşılıyor olması. Zorunlu öğretimden sonra okul süreçlerini herhangi bir nedenden, başta da gelir eşitsizlikleri nedeniyle terk eden öğrencilerin düşüklüğü de bir eğitim sisteminin başarısının temel bir ölçütü.

2- İyi bir eğitim süreci sadece okuma (okuma-yazma sözü sadece bizde var), matematik ve fen bilimlerine indirgenmemeli savını öne sürüyor Pasi Sahlberg. Sahlberg’e göre, eğitim sürecinde çok çeşitli kültürel alanlar, sanat dalları, müzik, tiyatro, beden eğitimi vs. gibi dallarda da yetkinlik kazanmak, bu dallarda gelişime açık olabilmek, klasik eğitim alanları gibi tüm öğrencilerin önüne bir imkan olarak serilmeli. Sahlberg bunları söylerken mutlaka bu sanat dallarına yaklaşımda bir nitelik de arıyordur; bizim ülkemizde, Türkiye’de, ortaokul, lise düzeyinde müzik öğretmerinin teşviki ve özendirmesiyle acaba kaç kişi müzik alanında yaşamda bir noktaya gelebildiler, merak ederim doğrusu.

“İYİ BİR EĞİTİM SİSTEMİ NASIL OLMALI?” yazısını okumaya devam et

ÖĞRENME, ÖĞRENDİĞİNİ UNUTMA,YENİDEN ÖĞRENME

Steve Wheeler

STEVE WHEELER

Mustafa Ajlan ABUDAK

Hepimiz öğrenmeye büyük değer veririz. Ve öğrendiğimiz çoğu şeyi unutmaya çalışmak oldukça zor olabilir. Genelde bu iyi bir şeydir. Fakat bazı zamanlar vardır ki, öğrendiğini unutmaya çalışmak yapılması gerekendir. Bazen eskiden öğrendiğiniz şeyleri belleğinizden silmeden yeni bir şeyler öğrenmek neredeyse imkânsızdır. En uç noktada, birçok akıl dışı inanç ve ön yargı, eskiden öğrendiğimiz şeyler üzerine bina edilmiş ve bizim terk edemeyeceğiz hale gelmiştir. Bu, bilişsel davranış tedavisinin üzerine inşa edildiği bir dizi klinik müdahalenin de temel prensibidir. Fobiler ve diğer psikolojik meydan okumalar, var olan duruma karşı bir tepki şeklinde verilen öğrenme reaksiyonların da varlık bulurlar ve daha sonra bu öğrenmeyi unutmayı başaramaz hale gelirler.

Zaman değişiyor. Kathy Sierra  bloğunda bir zaman çizelgesi oluşturmuş, 70’ler ve 80’ler nasıl daha iyi öğrenebildiğimiz ile ilgili olduğunu, 90’lar ve 2000’lerin ise ne kadar hızlı ve fazla öğrenebildiğimize odaklandığını, bugünün eğitiminin de aksine ne kadar öğrendiğimizi unutmalıyız şeklinde temellendirilmesi gerektiğini öne sürüyor. Eskinin işe yaramaz ve demode kurallarını öğrenmeyi unutmamamız hepimizin geliştirmesi gereken bir yetenek olduğunu söylemekte. Fütürolog  Jack Uldrich bu çıkarımı aynen tıp bilimlerine uyguluyor. Öğrendiğini unutmanın,  ‘herkesin bir sis içinde öğrendiği’ ve geleceği net bir şekilde göremediği anlayışını kabul etmek üzere olduğunu öne sürüyor. Öğrendiğini unutma, ani değişim ve belirsizliklerle mücadele etmek için kullanılacak bir strateji olabilir. Filozof Trevor Pateman öğrendiğini unutmanın daha oluşmadan durduran bir engelden söz etmekte. Bilginin edinilmesi ve hatırda tutulması üzerinde konuşan öğrenme teorisyenlerinin olduğu fakat bunların asla bu bilginin dışarı çıkartılmasına değinmediği, açgözlü bir toplumda yaşıyoruz,  diyor. Fakat öğrendiğini unutmak sadece bir şey unutmakla alakalı değildir. Bazen, daha önce edinişmiş bilgiyi dışlamakla alakalıdır yada uzun süre yüceltilmiş bir teoriyi ret etmektir. Bu, sıklıkla eğitimciler için sezgilere aykırı ve birçok öğrenen için bir tehdit teşkil edebilecek bir hissiyattır.

“ÖĞRENME, ÖĞRENDİĞİNİ UNUTMA,YENİDEN ÖĞRENME” yazısını okumaya devam et