EĞİTİMİN EVRİMİ

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , ,

Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitimin Evrimi adlı makalede kullanılan tüm fikirlerin ana kaynağı Ken Robinson ve Bedava kitabı yazarı ve Wired editörü Chris Anderson’dur.

Hemen her ülke bugünlerde eğitim programlarını ve sistemlerini reforma tabi tutuyor. Bunun iki önemli nedeni var. İlki ekonomik; insanlar çocuklarımızı 21. yy ekonomik dünyasında nasıl yer edinebilir sorusunun yanıtını aramaktalar. Tabi bu soruyu sorarken son yaşadığımız ekonomik buhranında gösterdiği gibi, bir hafta sonra ekonominin nasıl bir gidişatı olacağı üzerine herhangi bir fikirleri yokken bunu yapıyorlar. İkinci neden ise kültüreldir. Dünya üzerindeki her devlet günümüzdeki küreselleşme çağında, çocukları nasıl yetiştirelim ki onlara kültürel bir kimlik hissi ve aidiyeti verebilelim sorusunun cevabını bulmaya çalışmaktadır. Sanayi devrimi sonrası devletlerin, içinde olduğumuz enformasyon devrimine kadar amaçladıkları yegane şey, toplumsal genleri aktarımı ve kültürel kimliğin sürdürülmesidir. Bunun için eğitim, bir tür endoktrinasyon (beyin yıkama) kampanyası şeklinde süregelmiştir. Devletlerin yapmaya çalıştığı şeyinin problemli doğası, geleceği geçmişte yaptıklarıyla yakalamaya çalışmalarıdır. Böylece milyonlarca çocuk okullara ve eğitim sistemine yabancılaşmakta ve okula gitmekte herhangi bir amaç görememektedir. Eğitim sistemi onlara doğrusal bir hayat çizelgesi sunmaktadır; sıkı çalış- disiplinli ol- koleje git ardından üniversite ve iş…

Okumaya devam et

Reklamlar

ARAYÜZ DEVRİMİ VE ETKİLEŞİM ALANLARI

Etiketler

, , , , , , , , , ,

 

Mustafa Ajlan ABUDAK

Bu makalemde sizlere henüz geliştirilmekte olan ama pek yakın zamanda seri üretime geçecek bazı cihazları tanıtmaya çalışacağım. Bunlar  etkileşim alanını bildiğimiz tüm şekillerin ve tecrübenin dışına çıkaracak cihazlar. Bir önceki çeviri makalem ”Gelecek Nesil Öğrenme” de  bilgisayarlarımızın zihnimizin yegane uzantısı olmaktan çıktığına değinmiştik. Artık bilmek yürürlükten kalmak üzere olan bir zihinsel avantaj. Çünkü ağ insan zihninin bilebileceğinden çok daha fazlasını içermekte ve tüm insanlık tarihinin ürettiği bilgi holistik bir biçimde kendinden daha fazlasını inşa etmekte; yapay zeka. İnsanların makineyle simbiyotik ortaklığının ilk adımlarını attığımızın farkında olmalıyız. Makinelerin ürettiği bilgiyi derleyecek ve bağlam/içerik içinde anlamlandıracak yine insan olacak. Çünkü makineler hala içeriğe anlam yükleyemezler/veremezler. Makinelere karşı olan üstünlüğümüz ağ yapısının morfolojisinden kaynaklanmakta.  Makro ölçekte galaksilerin yıldız sistemleriyle olan ağı, mikro ölçekte korteksimizde yer alan nöronların birbiriyle olan ağının neredeyse aynısı. İnternet de bir ağ olarak  makinelere bizim bahşettiğimiz benzer bir örgütlenme şeklidir.

ağ

Okumaya devam et

GELECEK NESİL ÖĞRENME

Etiketler

, , , , , , , , , , , ,

STEVE WHEELER

Mustafa Ajlan ABUDAK

 Öğrenmenin mimarisi isimli bir önceki makalemde  dijital çağda öğrenmenin bazı anahtar özelliklikleriyle ile ilgili çerçeve çizdim, ve Öğrenme 1.0 ( Learning 1.0 – sosyal medya dan önce) ve Öğrenme 2.0 (Learning 2.0) arasındaki farkları belirlemeye başladım. Makalenin özetinde, iki tip öğrenmenin arasındaki kesin farkın, daha çok öğrenenlerin etkileşime girme yollarının nasıl değiştiğine bağlı olduğunu ve öğrenenlerin kendi öğrenmelerini oluşturma, paylaşma ve organize etme yeteneklerinin arttığını ileri sürmüştüm. Öğrenme 2.0 sosyal olarak daha zengin ve daha paylaşımcı, ve diğer öğrenenler ile daha önceki her hangi bir öğrenme yaklaşımına göre daha çok etkileşime dayanmaktadır. Bu değişim benzer ilgilere sahip diğerleriyle bağlantı kurma yollarını kolaylaştıran ucuz ağ erişim cihazlarına erişim sayesinde fark edilmeye başlandı. Giderek artan bir idrak artık sizin ne bildiğinizin değil fakat kimi bildiğinizin önemli olduğudur. Artık bilgisayarınız zihnimizin yegane uzantısı olmaktan çıktı- şimdi dünyadaki diğer herkesi de çağırabilirsiniz. Sosyal medya öğrenenlerin bağlanmasını ve birlikte çalışmasına her yerde olanak veriyor, işe yarayan topluluklar ve ortak ilgi alanları ağları oluşturuyor. Öğrenme 2.0 yaklaşımının tüm gücü daha henüz anlaşılamadı fakat öğrenmenin yönetildiği yolda radikal değişiklikler görüyoruz. Eğer Ağı, öğrenenlerin onu kullandıkları yollara dayanarak incelersek, kaçınılmaz olarak Öğrenme 3.0 ve ötesini de düşünmemiz gerekecektir. Bu da beni günümüzdeki eğilimlere, ufukta ne gibi yeni teknolojiler ve yaklaşımların yolda olduğu ile ilgili öngörüye dayanarak, öğrenmenin geleceğinde ne göreceğiz ile ilgili düşünmeye yönlendirdi. Öyleyse şimdi Öğrenme 3.0

Okumaya devam et

DİJİTAL GELİŞİM ALANI

Etiketler

, , , , , , , ,

web 2.0

Mustafa Ajlan ABUDAK

Dijital türleşme, Viktorya dönemi sanayi devriminin icadı tüm kurumları ve yapıları (üretim şekilleri, bürokratik devlet ve onun kurumlarını) biz farkına bile varmadan aniden başkalaşmak zorunda bırakıyor. Batı modeli kendi geliştirdiği ağ sayesinde kendini dönüştürüyor. Bunu isteyerek yapıyor değil. İlk hamle olan analogtan dijitale geçiş süreci biraz daha uzun zamana yayılmıştı. Hala bu sürecin içindeyiz diye düşünenler, geçmişte yaşıyor olup sadece şu anki mekanları paylaştığımız kişiler ve bu paylaşım da sonlanmak üzere.

 Yoğun geçiş, (Heavy switching) çoklu göreve (multitasking) karşıt olarak, bu konuda artan bilimsel kanıtların da gösterdiği gibi, insanların sadece çoklu görevleri gerçekten yapmakla kalmadıklarını, aynı zamanda görevler arasında çok hızlı geçiş sergilediklerini ve daha önemlisi kendilerinin resmi öğrenme ortamları, iş ortamları ve aile ortamlarını gibi mekanlar/ortamlar arasında da bu geçişi sürdürdükleri idrakidir. Diz üstü bilgisayarınızın olduğu yer sizin ortamınız olduğunda, insanlar görevler arasında gerçekten oldukça yoğun geçiş sergileyebilirler.

Aşkın öğrenme (Translearning) tek bir yer/mekan/ortamda öğrenmektense yani alışılageldik eğitim kurumları çatısı altında öğrenmeyi gerçekleştirmektense , öğrenme kaynaklarının hazır bulunduğu her ortamda öğrenme ile ilgilidir. 1

Lev Vygotsky’nin bilginin ediniminin nasıl gerçekleştiği ile ilgili 1920’lerde gerçekleştirdiği çalışmalarından en önemlilerinden olan ”Yakınsak Gelişim Alanı ” nın (Zone of Proximal Development-ZPD) nihai genişlemesi ile karşı karşıyayız. Ne diyordu büyük Vygotsky? Bir birey tek başına öğrenebileceğinden daha fazlasını yakınsak gelişim alanıyla işbirliği yaparak işbirlikli öğrenme yoluyla öğrenebilir. Bu yakınsak gelişim alanının tanımını yapmak 20 yy. başlarında oldukça kolaydı. İnsanın ” erişilebilir ” çevresi fiziki vücudunun onu sınırladığı görsel/işitsel alanların (aile, okul belkide şehir) içerisinde çok daha küçük bir alanı (duyusal etkileşim alanı; oda, sınıf, park) temsil edebiliyordu. Peki, ya şimdi? İnternet her evi/odayı dünyanın etkileşimli bir parçası yaptı ve hatta cihazların internete her an ve yerde ” erişilebilir ” olmasıyla, yakınsak gelişim alanı dünya çapında bir ekran haline geldi.

METAFİZİKSEL MUTASYON

Bilginin sağladığı potansiyel olanaklar ne kadar büyükse değişim talebi de o denli büyüktür. Sanayi devriminden bu yana insan doğaya doğrudan müdahale ederek geri dönülmez bir süreç başlatmıştı. Artık doğa onu değil, o doğaya şekil vermeye ve çevresel koşulları doğrudan ya da dolaylı kendi belirlemeye başlamıştı. Şimdi ise bilgi insanın nasıl değişeceğine karar veriyor. İnternet sayesinde küresel kolektif bir bilinç gelişiyordu. Yaşadığımız metafiziksel mutasyonlar (İnternet devrimi ve ekonomik krizler) bizleri dönüşümde daha önce görülmedik bir hızla kendine uyuma zorluyor.

İnternet ile birlikte yakınsak gelişim alanı birbirine erişebilen ve birbirini anlayabilen, birbirinden öğrenebilen ve empati kurabilen ve birbirinden anında haberdar bir insanlık ailesi inşa ediyor. Biz öğretmenler ve eğitim kurumları bu inşanın neresindeyiz? Öğrenen ile öğretenin yer değiştirmekte olduğu bir zamanın rehberleri olmak için ne yapmalıyız?

Okumaya devam et

EĞİTİMDE TEKNOLOJİ PEKİ NEDEN?

Etiketler

, , , ,

Jake Glasgow, Instructional Technology Specialist from Upstate NY – Çev. Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitimde teknolojinin kullanılmasının öğrenmedeki etkisi üzerine son zamanlarda oldukça fazla konuşma cereyan etmekte. ”Eğitimde teknolojiye harcanan milyonlarca doların haklılığını kanıtlayan veriler nerede?” Sizlere NY Matt Richtel’in yazdığı ” Geleceğin Sınıfında” adlı teknoloji hakkında okul bölgelerinin bugünlerde yaşadığı birçok belirsizliğe değinen harika makaleyi okumanızı öneriyorum.

Birçokları öğrencilerin sınıfta içeriği teknoloji olmadan da öğrenebileceğini söylüyor ve bende bu kanaatteyim. Bunu biliyoruz çünkü teknoloji sınıflara girmeden öncede öğrenciler öğrenebiliyor ve testleri geçebiliyorlardı. Eğer öğrenciler teknoloji olmadan da sınıf ortamında başarılı olabiliyorlarsa, niçin bu kadar zamanı, enerjiyi ve parayı teknolojiyi sınıflara getirmek için harcıyoruz ki? Öğrenciler okulda teknoloji olmadan başarılı olduklarında, bizler teknolojinin hayatımıza çok az dahil olduğu bir dünyada yaşıyorduk, ve öğrencileri teknolojinin günlük hayatlarının bir parçası olmadığı bir dünyaya hazırlıyorduk.

Ken Robinson’un ‘‘Eğitim Paradigmalarını Değiştirmek’’ adlı konuşmasında bir kısım

Okumaya devam et

ÖĞRENME OYUNU KEŞFE DAYANIR..

Etiketler

Children Playing

Mustafa Ajlan ABUDAK

Dünya bir oyun alanı mıdır? Şüphesiz.. Bir diğer gerçekte oyun arkadaşlarımız olmadan oyunun gerçek anlamı olan öğrenmeyi gerçekleştirmemiz çok zordur. Bizi oyun oynamaya iten motifler can sıkıntısından mı kaynaklanır, yoksa sosyalleşme ve öğrenmenin keşfe dayalı tek yolu oyun olduğu için mi buna zorunluyuz? Genlerimizdeki evrimsel miras ve çevremizin sağladığı olanaklar sadece biyolojik bir evrimi mi tetikler? Elbette hayır. Evrim hayatın her alanında ister biyolojik ister bilişsel olsun, benzer süreçlerden faydalanarak ilerler. Şimdi bu iddiamı biraz acayım. İlk olarak sosyal kültürel kuram ile başlamak gerekli..

“Sosyal Kültürel Kuram’ ise sosyal etkileşim ve ferdin bilişsel gelişimi arasındaki neden-sonuçsal ilişkinin önemini vurgular. Bu yaklaşım Vygotsky’nin yakınsak gelişim alanı (zone of proximal development) yaklaşımından geliştirilmiştir (Kumar, 1996). Bir öğrenci yetişkin ve/veya kendisinden daha yetenekli arkadaşlarından işbirliğine dayalı ortamda öğrendiği teknikleri başka durumlarda kullanmayı öğrenebilir. Kısacası öğrenci yetişkinler veya akranlarından sosyal etkileşim yoluyla öğrendiklerini içselileştirirler (Dillenbourg vd, 1994). ”

Araştırmacılar işbirliğine dayalı eğitimin, eğer etkiliyorsa, öğrenmeyi nasıl etkilediğini anlamaya çalışmışlardır. İşbirliği iki uçlu bir sürecin bir parçası olarak kabul edilebilir. Bir uçta öğrenme yarışmacı bir ortamda gerçekleşir. Bu uçta öğrenciler kendi başarılarının sınıf arkadaşlarının başarısına bağlı olarak göreceli olduğunun farkındadır. Bu durum yarışmacı (competitive) olarak adlandırılabilir (Kumar, 1996). Bunun zıttı olarak öbür uçta öğrenciler akranlarının katkı ve önerilerinin önemini kavrarlar. Bu durumda öğrenme işbirliğine dayalı (collaborative) bir hal alır (Kumar, 1996). İşbirliğine dayalı eğitimde öğrenciler ortak karar verilmiş projede, etkileşim ve tartışma sonucu elde edilecek ürün üzerinde çalışırlar (Underwood, 1998). Yetenekler çerçevesinde görevler öğrenciler arasında ferdî olarak yapılır. Yalnız sonuçta elde edilen ürün paylaşılan üzerinde anlaşılmış bilgi ve çalışma ürünüdür (Jeong ve Chi, 1998). Sürekli iletişim sayesinde ferdi gayretler bir araya getirilmiş ve üzerinde karar birliğine varılmış, açık bir hedefe ulaşma başarısı elde edilmiş olur (Jeong ve Chi, 1998). İşbirlikçi öğrenim’ bir öğretim metoduna atıftır. Bu metotta öğrenciler ortak bir amaç için küçük gruplar halinde birlikte çalışırlar. Öğrenciler kendilerinin olduğu kadar birbirlerinin başarısından da sorumludurlar. Böylece bir öğrencinin başarılı olması diğerlerinin de olmasına katkı sağlar (Johnson ve Johnson, 1998)”. 1

İnsanı insan yapan sosyal bir canlı olmasıdır. Dil ve büyük beyinlerimiz bunun en olağanüstü meyveleridir. Fakat bazılarımız diğerlerinden her zaman bir parça önde olmanın anahtarı olarak sosyal etkileşimi bir avantaja dönüştürmüştür. Biz bu insanlara kaşifler diyoruz..

Okumaya devam et

BİLGİNİN EVRİMİ: BÜYÜK VERİ ÇAĞI

Mustafa Ajlan ABUDAK

Küresel manada dünya metafiziksel bir organizma halini gerçekten internet ile sağlayabilmiş durumda. Bu bilinç, İnternet den önce asla var olabileceğine ihtimal verilmeyen bir dünyaydı. Bilginin evrimi giderek bizleri bir bilgeliğe doğru ulaştırmaya çabalıyor gibi görünüyor. 1500’lü yıllarda yaşamış bir kişinin hayat boyu işlediği  bilgiyi bugün ortalama bir insan bir günde öğreniyor. Bunun beyinlerimize nasıl bir yük bindirdiğini düşünün.Bu yük sadece beyinlere değil, uluslara,devletlere ve devletler üstü yapılara da yükler bindiriyor.

Metafiziksel Mutasyonumuz

Ekonomi tüm yeryüzünün toplam canlılığının ürettiği her şey ise, artık sınırlara sahip olmayan bir dünyada küresel olanı yerel renklere göre biçimlendirenler evrenselleşiyor. Çünkü internet bin yıllardır başaramadığımız bir şeyi gerçekleştirdi: Bu dünyanın ekolojik olduğu kadar sosyal olarak ta bir organizma içeriğinin olduğunu, bir yerde oluşan rahatsızlığın organizmanın bütününü ilgilendirdiğini, hepimizin aynı gemide olduğunu ve adil bir paylaşımın ancak sürece ne denli çok ülke dâhil olursa o denli gerçekleşebileceğini gösterdi. Küçük bir parça olmadan gözümüzün göremeyeceği ya da bir kelebeğin kanat çırpışlarının fırtınaya yol açabileceği gibi gerçekler artık sosyal hayatlarımızın da gerçekliği oldular. Madem ki değişim kaçınılmazdır. O halde, değişimi evirilebilmek için rasyonel bir biçimde kullanmalıyız. Tıpkı evrimin ilerlemek için kullandığı içkin rasyonel planlar ,süreçler ve mekanizmaların yaptığı gibi..Bu sefer internet metafiziksel bir mutasyonu tetikledi ve insan aklı onu bilgiye ulaşmak için seçti: Büyük veri…

Okumaya devam et

İYİ BİR EĞİTİM SİSTEMİ NASIL OLMALI?

http://propelsteps.files.wordpress.com/2013/06/education-system-in-out-cartoon.jpg?w=600&h=377

Eser KARAKAŞ

Eğitim süreçlerinin çıktılarına yönelik çok önemli ölçme yöntemleri geliştiriliyor. Bizim de üyesi olduğumuz OECD bu çalışmalarda başı çekiyor; en önemli örneklerden biri de PISA araştırması ve sonuçları. Bu çalışmalarda son senelerde Finlandiya en ön sıralarda yer alıyor, bu durum da doğal olarak eğitim meselesiyle ilgilenenlerin dikkatini çekiyor; Finlandiya gibi bir ülkeden, son zamanlarda başı sıkıntıda da olsa, Nokia gibi bir teknoloji devinin çıkması boşuna değil herhalde.

Finlandiya’lı bir profesör, yazar, eğitimci olan Pasi Sahlberg 2011’de “Finnish Lessons” (Finlandiya’dan çıkarılacak dersler) isimli bir kitap yayınlıyor; elimde Sahlberg ile yapılan bir söyleşi var ve Sahlberg bu söyleşide Finladiya’nın eğitimde elde ettiği başarılarının sırlarını özetliyor ve iyi bir eğitim sisteminin sahip olması gereken beş temel unsuru ortaya koyuyor.

1-İlk mesele okullaşma oranının yükselmesi; Sahlberg’e göre bir eğitim sisteminin başarısının ilk koşulu diploma dağılımının çeşitliliği ve bu diploma çeşitliliğinin sadece iyi öğrencilerle değil, toplumun her kesiminden gelen,sorunlu öğrencilerle de eşite yakın bir ölçüde paylaşılıyor olması. Zorunlu öğretimden sonra okul süreçlerini herhangi bir nedenden, başta da gelir eşitsizlikleri nedeniyle terk eden öğrencilerin düşüklüğü de bir eğitim sisteminin başarısının temel bir ölçütü.

2- İyi bir eğitim süreci sadece okuma (okuma-yazma sözü sadece bizde var), matematik ve fen bilimlerine indirgenmemeli savını öne sürüyor Pasi Sahlberg. Sahlberg’e göre, eğitim sürecinde çok çeşitli kültürel alanlar, sanat dalları, müzik, tiyatro, beden eğitimi vs. gibi dallarda da yetkinlik kazanmak, bu dallarda gelişime açık olabilmek, klasik eğitim alanları gibi tüm öğrencilerin önüne bir imkan olarak serilmeli. Sahlberg bunları söylerken mutlaka bu sanat dallarına yaklaşımda bir nitelik de arıyordur; bizim ülkemizde, Türkiye’de, ortaokul, lise düzeyinde müzik öğretmerinin teşviki ve özendirmesiyle acaba kaç kişi müzik alanında yaşamda bir noktaya gelebildiler, merak ederim doğrusu.

Okumaya devam et