EĞİTİMDE TEKNOLOJİ PEKİ NEDEN?

Jake Glasgow, Instructional Technology Specialist from Upstate NY – Çev. Mustafa Ajlan ABUDAK

Eğitimde teknolojinin kullanılmasının öğrenmedeki etkisi üzerine son zamanlarda oldukça fazla konuşma cereyan etmekte. ”Eğitimde teknolojiye harcanan milyonlarca doların haklılığını kanıtlayan veriler nerede?” Sizlere NY Matt Richtel’in yazdığı ” Geleceğin Sınıfında” adlı teknoloji hakkında okul bölgelerinin bugünlerde yaşadığı birçok belirsizliğe değinen harika makaleyi okumanızı öneriyorum.

Birçokları öğrencilerin sınıfta içeriği teknoloji olmadan da öğrenebileceğini söylüyor ve bende bu kanaatteyim. Bunu biliyoruz çünkü teknoloji sınıflara girmeden öncede öğrenciler öğrenebiliyor ve testleri geçebiliyorlardı. Eğer öğrenciler teknoloji olmadan da sınıf ortamında başarılı olabiliyorlarsa, niçin bu kadar zamanı, enerjiyi ve parayı teknolojiyi sınıflara getirmek için harcıyoruz ki? Öğrenciler okulda teknoloji olmadan başarılı olduklarında, bizler teknolojinin hayatımıza çok az dahil olduğu bir dünyada yaşıyorduk, ve öğrencileri teknolojinin günlük hayatlarının bir parçası olmadığı bir dünyaya hazırlıyorduk.

Ken Robinson’un ‘‘Eğitim Paradigmalarını Değiştirmek’’ adlı konuşmasında bir kısım

“EĞİTİMDE TEKNOLOJİ PEKİ NEDEN?” yazısını okumaya devam et

Reklamlar

STANFORD EĞİTİM DENEYİ YÜKSEK ÖĞRENİMİ SONSUZA KADAR DEĞİŞTİREBİLİR..

Steven LECKART –Wired March 20, 2012 |  9:34 pm

Çev. Mustafa Ajlan ABUDAK

Stanford beni kabul etmedi. Bunu söyleyebiliyorum çünkü bu belgelenmiş bir gerçek. Bir keresinde ret edilmişliğim vardır.  Son matematik dersimi de lisede almıştım.  Sanırım bu neden iki nokta arasında en kısa rotayı belirlemenin beynimi zonklattığını açıklar. Mac book açıp Romanya’nın kaba haritasına bakıyorum. 20 şehir siyah çizgilerden oluşan bir ağla birleştirilmiş. Amacım Arad ile Bükreş arasındaki en iyi rotayı belirleyebilmek. Breadth-first, depth-first, uniform-cost, and A* gibi birkaç yararlı algoritma kullanılabilir. Her biri çeşitli patikaları değerlendirip haritanın taranmasında farklı bir strateji kullanıyor. Daha önce bu algoritmaların hiçbirini duymamış ve bir PC nin rota bulması hakkında düşünmemiştim. Fakat öğreneceğim. Bahsettiğim yeterliliklere sahip olmamama rağmen  Stanford Üniversitesi profesörlerinden  Sebastian Thrun ve Peter Norvig tarafından öğretilen CS221: Yapay Zekaya giriş dersine kaydoldum.

Geçen son bahar, Silikon vadisinin ortasında kurulu olan üniversite daha önce hiç duyulmamış bir şey gerçekleştirdi. CS221‘inde dahil olduğu web bağlantısı olan herkesin kaydolabileceği -örgün öğretimde de var olan -3 sınıf açtı. Sınıflar otomatik olarak değerlendirilecekti. Vizeler ve yıl sonu sınavlarının son derece kesin tarihlerle belirlendiğini söylemeliyiz. Fakat dersi sonunda başarı ile bitiren her öğrenci Başarı Belgesi almaya hak kazanıyor.

Dünya genelinde insanlar bu fırsat karşısında deliye dönmüş durumda. Ders katılanların 3/2’ini oluşturan 160 bin kişi Birleşik Devletler dışında yaşıyor. Güney Kore’den Yeni Zelanda’ya Azerbaycan’a kadar 190 ülkeden öğrencisi olan bir ders. Yüzden fazla gönüllü ders notlarını Bengal dilinin de dahil olduğu 44 dile çevirmek için görev aldı. Youtube’ün yasaklandığı İran’da, bir öğrenci ders kanalını olduğu gibi klonlayarak Profesöründne aldığı izinle 1000 kadar öğrenciye bu videoları yolladı.

Bilgisayar programcılığı ile uğraşan yapay zeka kafalar bir yana, sınıf arkadaşlarım ilk okul öğrencileri, orta okul fen bilimleri öğretmenleri ve yetmişlerindeki emekliler. Bir öğrenci CS221’i  Dijital çağın çevrimiçi Woodstock’u olarak tanımlıyor. Kişisel olarak, Standford’da ders görmenin hazzını yaşamak için kaydoldum. Yapay zeka ile ilgili bir şeylerde öğrenmek yanında güzel bir hediye. En nihayetinde, eğer bir gün kendi kendine giden bir arabada otoyolda 65 mille gidersem, tekerleklerin arkasındaki ile ilgili temel bir kavrayışa sahip olmak rahatlatıcı olacaktır.

Sınıfın ikinci haftası sonuna gelmeden Yapay Zeka sitemizde şöyle bir küçük uyarı ile karşılaştık;

Giriş Şartları; Olasılık ve doğrusal cebir ile ilgili sağlam bir temel gerekli olacaktır.

“STANFORD EĞİTİM DENEYİ YÜKSEK ÖĞRENİMİ SONSUZA KADAR DEĞİŞTİREBİLİR..” yazısını okumaya devam et

NEHİRLER VE İNSANLIK

Mustafa Ajlan ABUDAK

Tüm büyük uygarlıklarımız nehir havzalarında kurulmuş. Bereketli ovalar, bol ürün ve karmaşık sosyal yapının evrilmesi hep bu sayede gerçekleşmiş. Fırat ve Dicle, Nil, İndus ve Ganj, Sarı nehir hep uygarlığımızın çiçek açmasını sağlayan yataklar olmuş binlerce yıldır. Bu sosyal yapı daha sonra tıpkı suyun bereketli toprakları taşıması gibi insanlığın bilişsel birikimini taşımasını sağlayan bilgi kümeleri olarak alfabe ve yazıyı bize sağladı. Şimdi ise bu yazı ile daha da karmaşıklaşan sosyal yapımız, bilginin ışık hızıyla taşınmasını sağlayan bir başka nehrin kaynağı oldu. Bu bilgi akışının giderek debisini artırdığı çağda ya dijital bir Nuh tufanı ile karşı karşıya geleceğiz ya da bu akışı lehimize çevirip bunun dinamiği ile kendimize yeni bir çağ açma fırsatı meydana getireceğiz.

Hepimizin bildiği gibi dünya yükseköğreniminin evrimi hiç olmadığı kadar hızlandı. Bilginin akış hızı bir yılda bir yüzyıla sığabilecek değişimlerin meydana gelmesi ile algılarımızı altüst ediyor. Bugüne değin çevremizin şekillendirdiği evrimimiz artık bizim tarafımızca şekillendirilen bir süreç oluyor. Bu süreçten en çok etkilenen sosyal yapılarımız ise en temel olanları olan eğitim ve öğretim kurumlarımız. Bugüne kadar sistematik kültür kodlarının aktarıldığı kültür havuzları olan eğitim sistemleri, artık bu dijital nehre bağlı kollar haline gelmiş durumdalar.

Giderek artan bir şekilde kablosuz sosyal teknolojiler, çevrim içi kişisel ve kurumsal uygulamalarla kucaklaşıyor. Dersler, kitaplar ve öğrenme tamamıyla elektronik ortama taşınıyor. Taşınmakla kalmıyor, herkesin etkileşimde bulunup katkıda bulunabildiği hayat boyu öğrenmeyi amaçlayan bir yapıya geçiyor. Karşılıklı bilgi değiş tokuşu bir kolektif bilinç meydana getiriyor.  Bu taşınma bir yer bir mekân değişikliği değil. Bu değişim bir zaman ve mekân kavramlarının anlamının da değiştiren bir değişim. Tüm değerler dizgesinin değişimini gerektiren bir yapı sökümü çabasının zamanın akışını da değiştirmesinden bahsediyoruz. Yeni kavramların eskilerinin rahminden doğuşuna tanık ve muhatabı olmak zorundayız. Etkileşim, bilişim,  güncelleme, bilgi akışı, uzaktan öğretim, sosyal ağlar, Web 2.o hayatlarımızın yeni ve zorunlu kavramları haline geldi. Yükseköğretim bu yeni meydan okumalara uyum sağlamakla yükümlü kurumlar arasında en başta yer almakta. Bu sebeple dünya genelinde tüm yükseköğretim kurumları daha büyük kitlelere hitap eden, bütüncül bir süreç olarak eğitimi ele alan çevrim içi uygulamalarla yer aldıkları toplumlarla bütünleşme çabasındalar. İnsanlık gerçek gücünün kolektif bilgi paylaşımında saklı olduğunu artık biliyor. Kurumlarda insanları daha fazla kandıramayacaklarının artık farkındalar. Bilgi elitlerin elindeki güç olmaktan çıkıp onları tehdit eden güç olmaya başladı…

“NEHİRLER VE İNSANLIK” yazısını okumaya devam et