DİJİTAL GELİŞİM ALANI

web 2.0

Mustafa Ajlan ABUDAK

Dijital türleşme, Viktorya dönemi sanayi devriminin icadı tüm kurumları ve yapıları (üretim şekilleri, bürokratik devlet ve onun kurumlarını) biz farkına bile varmadan aniden başkalaşmak zorunda bırakıyor. Batı modeli kendi geliştirdiği ağ sayesinde kendini dönüştürüyor. Bunu isteyerek yapıyor değil. İlk hamle olan analogtan dijitale geçiş süreci biraz daha uzun zamana yayılmıştı. Hala bu sürecin içindeyiz diye düşünenler, geçmişte yaşıyor olup sadece şu anki mekanları paylaştığımız kişiler ve bu paylaşım da sonlanmak üzere.

 Yoğun geçiş, (Heavy switching) çoklu göreve (multitasking) karşıt olarak, bu konuda artan bilimsel kanıtların da gösterdiği gibi, insanların sadece çoklu görevleri gerçekten yapmakla kalmadıklarını, aynı zamanda görevler arasında çok hızlı geçiş sergilediklerini ve daha önemlisi kendilerinin resmi öğrenme ortamları, iş ortamları ve aile ortamlarını gibi mekanlar/ortamlar arasında da bu geçişi sürdürdükleri idrakidir. Diz üstü bilgisayarınızın olduğu yer sizin ortamınız olduğunda, insanlar görevler arasında gerçekten oldukça yoğun geçiş sergileyebilirler.

Aşkın öğrenme (Translearning) tek bir yer/mekan/ortamda öğrenmektense yani alışılageldik eğitim kurumları çatısı altında öğrenmeyi gerçekleştirmektense , öğrenme kaynaklarının hazır bulunduğu her ortamda öğrenme ile ilgilidir. 1

Lev Vygotsky’nin bilginin ediniminin nasıl gerçekleştiği ile ilgili 1920’lerde gerçekleştirdiği çalışmalarından en önemlilerinden olan ”Yakınsak Gelişim Alanı ” nın (Zone of Proximal Development-ZPD) nihai genişlemesi ile karşı karşıyayız. Ne diyordu büyük Vygotsky? Bir birey tek başına öğrenebileceğinden daha fazlasını yakınsak gelişim alanıyla işbirliği yaparak işbirlikli öğrenme yoluyla öğrenebilir. Bu yakınsak gelişim alanının tanımını yapmak 20 yy. başlarında oldukça kolaydı. İnsanın ” erişilebilir ” çevresi fiziki vücudunun onu sınırladığı görsel/işitsel alanların (aile, okul belkide şehir) içerisinde çok daha küçük bir alanı (duyusal etkileşim alanı; oda, sınıf, park) temsil edebiliyordu. Peki, ya şimdi? İnternet her evi/odayı dünyanın etkileşimli bir parçası yaptı ve hatta cihazların internete her an ve yerde ” erişilebilir ” olmasıyla, yakınsak gelişim alanı dünya çapında bir ekran haline geldi.

METAFİZİKSEL MUTASYON

Bilginin sağladığı potansiyel olanaklar ne kadar büyükse değişim talebi de o denli büyüktür. Sanayi devriminden bu yana insan doğaya doğrudan müdahale ederek geri dönülmez bir süreç başlatmıştı. Artık doğa onu değil, o doğaya şekil vermeye ve çevresel koşulları doğrudan ya da dolaylı kendi belirlemeye başlamıştı. Şimdi ise bilgi insanın nasıl değişeceğine karar veriyor. İnternet sayesinde küresel kolektif bir bilinç gelişiyordu. Yaşadığımız metafiziksel mutasyonlar (İnternet devrimi ve ekonomik krizler) bizleri dönüşümde daha önce görülmedik bir hızla kendine uyuma zorluyor.

İnternet ile birlikte yakınsak gelişim alanı birbirine erişebilen ve birbirini anlayabilen, birbirinden öğrenebilen ve empati kurabilen ve birbirinden anında haberdar bir insanlık ailesi inşa ediyor. Biz öğretmenler ve eğitim kurumları bu inşanın neresindeyiz? Öğrenen ile öğretenin yer değiştirmekte olduğu bir zamanın rehberleri olmak için ne yapmalıyız?

“DİJİTAL GELİŞİM ALANI” yazısını okumaya devam et

Reklamlar

NEHİRLER VE İNSANLIK

Mustafa Ajlan ABUDAK

Tüm büyük uygarlıklarımız nehir havzalarında kurulmuş. Bereketli ovalar, bol ürün ve karmaşık sosyal yapının evrilmesi hep bu sayede gerçekleşmiş. Fırat ve Dicle, Nil, İndus ve Ganj, Sarı nehir hep uygarlığımızın çiçek açmasını sağlayan yataklar olmuş binlerce yıldır. Bu sosyal yapı daha sonra tıpkı suyun bereketli toprakları taşıması gibi insanlığın bilişsel birikimini taşımasını sağlayan bilgi kümeleri olarak alfabe ve yazıyı bize sağladı. Şimdi ise bu yazı ile daha da karmaşıklaşan sosyal yapımız, bilginin ışık hızıyla taşınmasını sağlayan bir başka nehrin kaynağı oldu. Bu bilgi akışının giderek debisini artırdığı çağda ya dijital bir Nuh tufanı ile karşı karşıya geleceğiz ya da bu akışı lehimize çevirip bunun dinamiği ile kendimize yeni bir çağ açma fırsatı meydana getireceğiz.

Hepimizin bildiği gibi dünya yükseköğreniminin evrimi hiç olmadığı kadar hızlandı. Bilginin akış hızı bir yılda bir yüzyıla sığabilecek değişimlerin meydana gelmesi ile algılarımızı altüst ediyor. Bugüne değin çevremizin şekillendirdiği evrimimiz artık bizim tarafımızca şekillendirilen bir süreç oluyor. Bu süreçten en çok etkilenen sosyal yapılarımız ise en temel olanları olan eğitim ve öğretim kurumlarımız. Bugüne kadar sistematik kültür kodlarının aktarıldığı kültür havuzları olan eğitim sistemleri, artık bu dijital nehre bağlı kollar haline gelmiş durumdalar.

Giderek artan bir şekilde kablosuz sosyal teknolojiler, çevrim içi kişisel ve kurumsal uygulamalarla kucaklaşıyor. Dersler, kitaplar ve öğrenme tamamıyla elektronik ortama taşınıyor. Taşınmakla kalmıyor, herkesin etkileşimde bulunup katkıda bulunabildiği hayat boyu öğrenmeyi amaçlayan bir yapıya geçiyor. Karşılıklı bilgi değiş tokuşu bir kolektif bilinç meydana getiriyor.  Bu taşınma bir yer bir mekân değişikliği değil. Bu değişim bir zaman ve mekân kavramlarının anlamının da değiştiren bir değişim. Tüm değerler dizgesinin değişimini gerektiren bir yapı sökümü çabasının zamanın akışını da değiştirmesinden bahsediyoruz. Yeni kavramların eskilerinin rahminden doğuşuna tanık ve muhatabı olmak zorundayız. Etkileşim, bilişim,  güncelleme, bilgi akışı, uzaktan öğretim, sosyal ağlar, Web 2.o hayatlarımızın yeni ve zorunlu kavramları haline geldi. Yükseköğretim bu yeni meydan okumalara uyum sağlamakla yükümlü kurumlar arasında en başta yer almakta. Bu sebeple dünya genelinde tüm yükseköğretim kurumları daha büyük kitlelere hitap eden, bütüncül bir süreç olarak eğitimi ele alan çevrim içi uygulamalarla yer aldıkları toplumlarla bütünleşme çabasındalar. İnsanlık gerçek gücünün kolektif bilgi paylaşımında saklı olduğunu artık biliyor. Kurumlarda insanları daha fazla kandıramayacaklarının artık farkındalar. Bilgi elitlerin elindeki güç olmaktan çıkıp onları tehdit eden güç olmaya başladı…

“NEHİRLER VE İNSANLIK” yazısını okumaya devam et